Ekranın Işığında Hakikat Arayışı
İnsan, ezelden beri hakikatin izini süren bir yolcudur. Bu yolculuk, kimi zaman bir dergâhın eşiğinde, kimi zaman bir mürşidin nazarında, kimi zaman da kalbin derinliklerinde seyr ü sülûk hâlinde tezahür etmiştir.
Bugün ise bu arayış, farklı bir surette görünürlük kazanmıştır. Ekranların ışığında, parmakların ucunda dolaşan bir dünya içinde insan, yine kendini, yine Rabbini aramaktadır.
Ne var ki bu arayışın mahiyeti, mecranın tabiatına bağlı olarak değişime uğramaktadır. Zira her zemin, üzerinde yürüyenin istikametini az ya da çok tayin eder.
Dijital Dervişlik: Zâhir ile Bâtın Arasında
Tasavvuf geleneğinde dervişlik, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi ile mümkün olan bir hâl ilmidir. Bu yol, görünenden görünmeyene, zâhirden bâtına doğru derinleşen bir seyr ü sülûktur.
Sosyal medyada karşılaşılan manevî içerikler ise çoğunlukla bu hâlin zâhirine temas eder. Sözler dolaşıma girer, görüntüler paylaşılır, duygular estetik bir çerçeveye bürünür. Ancak hâl, yani yaşanan hakikat, çoğu zaman bu görünürlüğün dışında kalır.
Bu durum, Jean Baudrillard’ın işaret ettiği simülasyon düzeninde, hakikatin temsile dönüşmesi meselesini hatırlatır. Hakikat, temsil edildikçe çoğalır gibi görünür; fakat derinlik, çoğu zaman sükûtun içinde saklı kalır.
Algoritmalar Çağında Rehberlik Meselesi
Tasavvuf yolunda mürşid, sâliki nefsin aldatmalarından koruyan bir rehberdir. Bu rehberlik, sadece bilgi ile değil, hâl ile intikal eder.
Dijital çağda ise birey, çoğu zaman algoritmaların belirlediği bir içerik akışı içinde yön bulmaya çalışır. Karşılaşılan manevî içerikler, dikkat çekme kudreti ölçüsünde görünürlük kazanır. Bu durum, maneviyatın da görünürlük üzerinden değer kazandığı bir yapıyı ortaya çıkarır.
Shoshana Zuboff’un kavramsallaştırdığı gözetim kapitalizmi, bu yönlendirme mekanizmasının arka planını teşkil eder. Böylece insanın yönelişi, yalnızca iç arayışının değil; aynı zamanda dijital sistemlerin de tesiri altında şekillenir.
Sürat Asrında Sabır İmtihanı
Tasavvuf, aceleye gelmeyen bir yoldur. Nefis terbiyesi, zaman ister; kalp, yavaş yavaş incelir. Sabır, bu yolun hem azığı hem de istikametidir.
Oysa dijital dünya, sürat üzerine kuruludur. Her şeyin çabuk tüketildiği bu zeminde, maneviyat da kısa süreli bir tesir hâline indirgenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Zygmunt Bauman’ın akışkan modernlik kavramı, kalıcı olanın çözülmesini ve geçici olanın hâkimiyetini izah eder. Bu bağlamda manevî içerikler, süreklilikten ziyade anlık tesir üretmeye yönelir. Hâlbuki hakikat, süratle değil, sebatla idrak edilir.
Yalnızlık, Fıtrat ve Arayış
Modern insan, kalabalıklar içinde yalnız kalmıştır. Bağlar zayıflamış, aidiyet duygusu sarsılmıştır. Bu hâl, insanı yeniden bir mânâ arayışına sevk eder.
Erich Fromm, modern bireyin özgürlük ile birlikte yalnızlaştığını ve bu yalnızlığın yeni arayışları doğurduğunu ifade eder. Bu arayış, çoğu zaman dijital mecralarda kendine bir kapı bulur.
Bu sebeple sosyal medyada görülen maneviyat yönelimi, yalnızca bir yüzeysellik değil; aynı zamanda fıtratın derinliklerinden gelen bir arayışın izlerini taşır.
Görünenden Hakikate Yürüyüş
Dijital çağda maneviyat, iki hâl arasında salınmaktadır: görünmek ve olmak. Görünmek, çoğalır; olmak ise derinleşir.
Dervişlik, özü itibarıyla bir görünme hâli değil, bir olma hâlidir. Bu hâl, ne beğeni ile artar ne de takip ile kemale erer. Bilakis, insanın kendi nefsini bilmesiyle ve kalbini arındırmasıyla tahakkuk eder.
Sosyal medya, manevî sözün yayılmasına vesile olabilir; ancak hakikatin kendisi, hâl ile yaşanır.
Bu itibarla asıl mesele, görülenin ötesine geçebilmek; sözden mânâya, temsilden hakikate yürüyebilmektir.
Dipnotlar
1. Manuel Castells, The Rise of the Network Society, Oxford: Blackwell, 1996.
2. Abdülkadir Geylani, Fütûhu’l-Gayb.
3. Jean Baudrillard, Simulacres et Simulation, Paris: Éditions Galilée, 1981.
4. Shoshana Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism, New York: PublicAffairs, 2019.
5. Zygmunt Bauman, Liquid Modernity, Cambridge: Polity Press, 2000.
6. Erich Fromm, Escape from Freedom, New York: Farrar & Rinehart, 1941.