Modern çağın en güçlü araçlarından biri hâline gelen akıllı telefonlar, insan hayatının hemen her alanına nüfuz etmiş durumda. Sabah uyanır uyanmaz elimizin uzandığı ilk şey çoğu zaman telefon ekranı oluyor. Haberleşmeden eğitime, alışverişten gündelik ilişkilere kadar pek çok kolaylık sağlayan bu cihazlar, fark edilmeden aile hayatının içine de yerleşti. Zamanla sadece ceplere değil, sofralara, sohbetlere ve gönüllere de girmeye başladı.
İslam medeniyetinde aile, aynı evde yaşayan insanların oluşturduğu sıradan bir birlik olarak görülmez. Aile; merhametin, sadakatin, terbiyenin ve sevginin filizlendiği bir ocaktır. Çocuk ilk güven duygusunu ailede öğrenir, insan ilk muhabbet terbiyesini aile içinde alır. Akrabalık bağları da bu anlayışın devamıdır. Büyükleri ziyaret etmek, hâl hatır sormak, dargınlıkları gidermek, ihtiyaç anında birbirinin yanında olmak asırlardır bizim kültürümüzün en güçlü taraflarından biri olmuştur. Dinimizde “sıla-i rahim” olarak ifade edilen bu anlayış, sadece sosyal bir görev değil, aynı zamanda manevi bir sorumluluktur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) akrabalık bağlarını korumayı teşvik eden hadisleri, bu meselenin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.[1]
Bugün ise teknoloji ilerledikçe insanlar birbirine yaklaşmaktan çok, sessizce uzaklaşmaya başladı. Aynı odada oturan aile fertlerinin göz göze gelmeden saatler geçirdiği evler çoğaldı. Sofralarda çatal sesinden çok telefon bildirimleri duyulur oldu. Anne babalar çocuklarıyla konuşmaya çalışırken ekranlarla yarışıyor; çocuklar da sevgiyi dijital dünyanın hızlı akışı içinde aramaya başlıyor.
Eskiden akşam olunca televizyon bile kapatılır, aile büyüklerinin anlattığı hatıralar dinlenirdi. Şimdi ise aynı evin içinde herkes kendi ekranına çekilmiş durumda. Kimi kısa videolarda vakit geçiriyor, kimi sosyal medyada dolaşıyor, kimi mesajlaşıyor… Aynı ortam paylaşılmasına rağmen ortak bir sohbet kurulamıyor. Sessizlik büyüyor ama bu huzurlu bir sessizlik değil; birbirine dokunamayan insanların sessizliği…
Özellikle çocuklar açısından bu durum daha dikkat çekici bir hâl aldı. Çocuk, sevgiyi yalnızca sözle değil; ilgiyle, bakışla, dokunuşla hisseder. Anne babasının gözlerine bakmadan büyüyen bir çocukta zamanla duygusal boşluk oluşabiliyor. Uzmanların yaptığı araştırmalar da aşırı ekran kullanımının aile içi iletişimi zayıflattığını, yalnızlık hissini artırdığını ortaya koyuyor.[2]
Akıllı telefonların etkisi yalnızca çekirdek aileyle sınırlı kalmıyor. Akraba ilişkileri de bu değişimden nasibini alıyor. Günümüzde birçok insan bayram mesajı göndermeyi ziyaretin yerine koymaya başladı. “Mesaj attım ya”, “Aradım işte” düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Oysa bir büyüğün kapısını çalmanın, elini öpmenin, aynı sofraya oturmanın yerini hiçbir dijital iletişim dolduramıyor.
Eskiden bayram sabahları çocuklar erkenden hazırlanır, aile büyükleri tek tek ziyaret edilirdi. Şimdi bazı evlerde bayramlaşmalar birkaç emojiden ibaret kalabiliyor. İnsanlar birbirinin sesini duymadan, gözlerine bakmadan, sadece ekran üzerinden iletişim kuruyor. Bu durum zamanla akrabalık bağlarını da zayıflatıyor. Çünkü muhabbet emek ister. Yakınlık, ancak aynı havayı soluyan insanların arasında güçlenir.
Yaşlı insanlar bu değişimi daha derinden hissediyor. Birçok dede ve nine, çocuklarının ya da torunlarının mesaj göndermesinden memnun olsa da aslında bir çay eşliğinde yapılacak kısa bir ziyaretin özlemini taşıyor. Çünkü insan yaş aldıkça sözden çok yakınlık arıyor. Kapının çalınmasını, birinin “Nasılsın?” diye samimiyetle sormasını bekliyor.
Elbette teknolojinin sağladığı kolaylıkları inkâr etmek mümkün değil. Gurbette yaşayan insanlar için görüntülü konuşmalar büyük bir nimet oldu. Uzak şehirlerdeki aile fertleri birbirlerini daha sık görebiliyor. Hastalık anlarında hızlı iletişim kurulabiliyor. Fakat bütün mesele, teknolojinin hayatın merkezine oturup insan ilişkilerini gölgede bırakmasıdır.
Bugün birçok evde aynı koltukta oturan insanlar birbirine birkaç cümle kurmakta zorlanıyor. Herkes birbirinin çevrim içi olduğunu görüyor ama gönlüne neyin dokunduğunu bilmiyor. Modern dünyanın en büyük yalnızlıklarından biri de burada ortaya çıkıyor. Kalabalıkların içinde büyüyen ama gerçek bağ kurmakta zorlanan bir nesil yetişiyor.
Oysa bizim kültürümüzde muhabbet, yüz yüze kurulur. Bir fincan çayın etrafında yapılan sohbet bazen insanın haftalarca içini ısıtır. Bir akraba ziyareti, kırgınlıkları bitirir. Bir büyüğün duası, insanın yorgun gönlüne ferahlık verir. Bunlar ekran ışığında değil, insan sıcaklığında yaşanan şeylerdir.
Bu yüzden aile içinde küçük ama anlamlı adımlar atmak gerekiyor. Sofraya telefon getirmemek, bazı saatleri ekransız geçirmek, akşamları kısa da olsa aile sohbetleri yapmak, bayramlarda mesaj yerine ziyaret etmeye çalışmak… Bunlar basit gibi görünse de zamanla aile bağlarını yeniden kuvvetlendirebilir.
İnsan ruhu hâlâ aynı ruhtur. Sevilmek, dinlenmek, anlaşılmak ister. Teknoloji değişti, hayat hızlandı; ama insanın gönlü değişmedi. Bir annenin duası, bir babanın nasihati, bir dedenin anlattığı eski bir hatıra hâlâ insanın içini ısıtmaya devam ediyor.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz daha az ekrana bakıp biraz daha fazla birbirimizin yüzüne bakabilmektir.
Dipnotlar
[1] Buhari, Edeb, 12; Müslim, Birr, 20.
[2] Jean M. Twenge, iGen: Why Today’s Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy, New York: Atria Books, 2017, s. 103-118.
Bibliyografya
- Buhari, Muhammed b. İsmail. el-Câmiu’s-Sahih. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.
- Müslim b. Haccac. Sahih-i Müslim. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.
- Twenge, Jean M. iGen: Why Today’s Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy. New York: Atria Books, 2017.
- Turkle, Sherry. Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other. New York: Basic Books, 2011.
- Postman, Neil. Teknopoli: Yeni Dünya Düzeni. Çev. Mustafa Emin. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2016.
- Tarhan, Nevzat. Mutlu Aile Psikolojisi. İstanbul: Timaş Yayınları, 2015.






