İnceleme - Araştırma

Gafletten İbadete Hicret Etmek

"Noel ve yılbaşı gibi günlerde, herkes eğlenceye hazırlanırken; alkol ve kumarın normalleştiği partiler tertip edilirken; Müslüman’ın ibadete yönelmesi, bir eksiklik değil, aksine büyük bir direniştir. Çünkü bu yöneliş, “herkes böyle yapıyor” bahanesini reddetmektir. Bu, gaflet çağında uyanık kalma çabasıdır."

Zaman ilerledikçe kalabalıklar artıyor; fakat hakikate yönelen kalpler azalıyor. İnsanlar aynı sokaklarda yürüyor, aynı günleri paylaşıyor; ancak istikametleri bambaşka. Kur’ân’ın asırlardır yankılanan uyarısı bugün daha gür bir sesle karşımızda duruyor:

"وَلَا تَكُن مِّنَ الْغَافِلِينَ"

“Gafillerden olma.” (A‘râf, 7/205)

Gaflet, sadece unutmak değildir; bilerek yüz çevirmektir. Eğlencenin süslendiği, günahın sıradanlaştırıldığı, haramın “kültür” ve “alışkanlık” adı altında meşrulaştırıldığı zamanlarda gaflet, toplumsal bir iklim hâline gelir. Noel ve yılbaşı etrafında şekillenen kutlamalar, alkol ve kumarın hayatın olağan parçaları gibi sunulması; bu iklimin “modern” görünümleridir. Asıl tehlike ise bu manzaranın zamanla yadırganmaması, hatta benimsenmesidir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bu tür dönemleri haber vermiş; Müslüman’ın bu zamanlardaki duruşunu net çizgilerle belirlemiştir. Kendisine

"لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ"

“Siz doğru yolda olduğunuz sürece, sapıtan kimse size zarar veremez.” (Mâide, 5/105) ayetinin tefsiri sorulduğunda ayetin yanlış anlaşılmaması gerektiğini vurgulayarak şöyle buyurmuştur: “İyiliği emredin, kötülükten sakındırın. Fakat cimriliğin itaat edildiğini, hevânın peşinden gidildiğini, dünyanın tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman; sen kendine bak, âvâmın işini bırak. Çünkü sizin arkanızda öyle günler vardır ki, o günlerde sabretmek, avuçta kor tutmak gibidir. O günlerde amel eden kimseye, elli kişinin sevabı verilir.” Bu hadis, gaflet çağında Müslüman’ın pasif bir seyirciye dönüşmesini değil; bilakis bilinçli bir iç muhasebeye yönelmesini öğütler. Herkesin konuştuğu, herkesin iddia sahibi olduğu, fakat kimsenin sorumluluk almak istemediği zamanlarda; Müslüman, kalabalığın rüzgârına kapılmaz. Çünkü o bilir ki çoğunluğun yönü her zaman hakikatin yönü değildir. İşte bu noktada Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bir başka beyanı anlam kazanır:

الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ

“Fitne ve karmaşa zamanında yapılan ibadet, bana yapılan bir hicret gibidir.” (Müslim, Fiten, 130).

Şârihlerin ifade ettiği üzere hadiste geçen herc kelimesi; fitnelerin arttığı, işlerin karıştığı, insanların kalplerinin dünya ve hevâ ile meşgul olduğu zamanlardır. Böyle zamanlarda ibadet etmek, sıradan bir amel değil; bilinçli bir ayrılıştır. Kalabalıktan, günahın cazibesinden ve gafletin sürükleyiciliğinden uzaklaşarak Allah’a yönelme hâlidir. Nasıl ki muhacir, dinini korumak için baskı ve engellerden kaçıp Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Medine’ye sığındıysa; fitne zamanında ibadete yönelen kimse de batıl üzere olan kalabalıktan, günahın cazibesinden ve gaflet ortamından dinini kurtararak Allah’a sığınmış olur. Bu, fiziki bir hicret değil; kalbin ve yönelişin hicretidir.

İmam Kurtubî’nin ifadesiyle, böyle bir kimse “hakikatte Rabbine hicret etmiş, bütün mahlûkattan kalbiyle uzaklaşmıştır.” Çünkü herkesin bir şeye yöneldiği zamanda, onlardan yüz çevirip ibadete yönelmek; kalbin Allah ile olan bağının kuvvetine delildir. İşte bu sebeple, böyle bir ibadet sıradan bir amel değil; ağır bir fitne ortamında gösterilen iman sadakatidir.

Noel ve yılbaşı gibi günlerde, herkes eğlenceye hazırlanırken; alkol ve kumarın normalleştiği partiler tertip edilirken; Müslüman’ın ibadete yönelmesi, bir eksiklik değil, aksine büyük bir direniştir. Çünkü bu yöneliş, “herkes böyle yapıyor” bahanesini reddetmektir. Bu, gaflet çağında uyanık kalma çabasıdır.

Bu noktada açıkça ifade edilmesi gereken bir husus daha vardır: Noel ve yılbaşı kutlamaları, mahiyeti itibarıyla Hristiyan inancına ait dinî bir bayramdır. Yılbaşı kutlamaları ise her ne kadar zamanla seküler bir görünüm kazanmış olsa da tarihsel ve kültürel köken itibarıyla Noel etrafında şekillenmiş; içki, eğlence ve dinî sembollerle iç içe geçmiş bir geleneğin devamıdır.

İslâm’da ise başka dinlere ait dinî sembollerin, bayramların ve ritüellerin benimsenmesi, onlara iştirak edilmesi veya bu günlerin tebrik edilmesi caiz değildir. Zira bu tür davranışlar, zahiren bir “kutlama” gibi görünse de bâtınen o inanç ve kültürle gönül bağı kurma anlamı taşır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda genel bir ölçü koyarak şöyle buyurmuştur:

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4)

Bu sebeple İslâm âlimleri, Noel ve yılbaşı gibi gayrimüslim bayramlarını kutlamanın, bu günleri kutsal veya özel görmenin, hatta bu vesileyle tebrikte bulunmanın haram olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Bu bağlamda, Noel ve yılbaşı gibi günlerde ibadete yönelmek sadece kişisel bir tercih değil; akîdevî bir duruştur. Kutlamaya katılmamak, tebrikten uzak durmak; taassup veya içe kapanma değil, bilakis iman kimliğini muhafaza etme hassasiyetidir. Çünkü Müslüman, başkasının inancını küçümsemeden; fakat kendi inancını da sulandırmadan yaşamakla sorumludur.

Sonuçta mesele, bir takvim yaprağı ya da bir kutlama değildir. Mesele, kalbin nereye ait olduğudur. İnsanların çoğu dünyayı tercih ettiğinde, ahireti tercih edebilmek… Herkes hevâsının peşinden gittiğinde, vahyin izinde yürüyebilmek… Çünkü iman, kalabalıkla ölçülen bir aidiyet değil; istikametle anlam kazanan bir sadakattir. Bu sebeple, fitnenin yaygınlaştığı, günahın süslendiği zamanlarda ibadet; yalnızca sevap hanesine yazılan bir amel değil, aynı zamanda bir kimlik beyanıdır.

Böyle zamanlarda ibadete yönelmek, bir şeylerden mahrum kalmak değil; aksine insanı insan yapan özle yeniden buluşturmaktır. Kalabalıkların gürültüsünden sıyrılıp secdenin sessizliğine sığınmak; dünyaya çağıran sesler çoğaldıkça Allah’a (c.c.) yönelme iradesini diri tutmaktır. Çünkü her çağrının bir yönü vardır ve mümin, yönünü belirlerken çoğunluğa değil, hakikate bakar.

İşte bu yüzden, bugün en büyük kazanç; gaflet çoğaldıkça zikri artırabilmek, günah yaygınlaştıkça secdeye daha sık varabilmek, kalabalıklar dünyaya taparcasına akarken, sessizce Allah’a doğru yürüyebilmektir. Kur’ân’ın çağrısı bu yürüyüşü tek bir cümleyle özetler:

"فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ"

“Öyleyse Allah’a kaçın.” (Zâriyât, 51/50)

Bu kaçış bir korkunun değil; bir bilincin kaçışıdır. Gafletten uyanıklığa, günahın kuşatmasından ibadetin emniyetine, mâsivâdan Hakk’a doğru yapılan bir hicrettir.