İnsanlık tarihi boyunca her dönemin kendine özgü imtihanları olmuştur. Günümüzde ise bunlardan biri, belki de en yaygını, “görünür olma” tutkusudur. Sosyal medyanın hayatın merkezine oturduğu, gündelik yaşantının en mahrem alanlarının bile paylaşılabilir birer içeriğe dönüştüğü “modern” dünyada; beğenilme arzusu, çoğu zaman farkında bile olmadan kulluğun merkezine yerleşebilmektedir. Bütün bu hengâmenin içinde, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şu hadisi bugün daha da güçlü bir uyarı olarak önümüzde duruyor:
"إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْعَبْدَ التَّقِيَّ الْغَنِيَّ الْخَفِيَّ"
“Allah, takvalı, gönlü zengin ve gizli (gösterişsiz) olan kulu sever.” (Müslim, Zühd, 11).
Bu hadis-i şerif, Müslümanın hem iç dünyasını hem dış davranışlarını şekillendiren üç temel ilkeye dikkat çeker: takvâ, gönül zenginliği ve gizlilik. Bugünün gösteriş düşkünlüğünü yöneten ve insanı kendisini teşhir etmeye çağıran dijital mecralar göz önünde bulundurulduğunda, bu üç özellik adeta bir sığınak, bir direniş duruşu, şuurlu bir kulluk bilinci olarak karşımızda durmaktadır.
Takvâ: Kulun her hâlinde Allah’ın rızasını öncelemesi, şüpheli fiil ve hâllerden sakınmasıdır. Gösteriş kültürünün insana dayattığı “başkalarının gözünde iyi görünme” baskısı, takvâya karşı en büyük tehdidi oluşturur. Çünkü insan bir süre sonra, ibadetlerini bile farkında olmadan “görülme ve beğenilme” motivasyonuyla yapmaya meyleder.
Oysa Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) işaret ettiği hayat tipi, sade ve gösterişten uzak olan hayattır.
Günümüz Müslümanı için takvâ, belki de sosyal medya davranışlarında en net kendini gösterir. Paylaşımların arka planındaki niyetleri sorgulamak, “Ben bunu niçin gösteriyorum?” sorusunu kendine sormak, takvânın modern hayattaki karşılığıdır.
Hadis-i şerifin ikinci vurgusu “gönlü zengin kul”dur. Gönül zenginliği, mal varlığının büyüklüğüyle değil; gözün ve kalbin doyumuyla ilgilidir. Kapitalist sistemin insana dayattığı “tüketim kültürünün” sürekli daha fazlasını talep ettiği bir çağda kanaat, adeta unutulmuş bir fazilet haline gelmiştir.
Gönlü zengin insan; elindekiyle mutlu olabilen, kıskançlığa düşmeyen ve hayatı dünyalık edinmede yarış alanı hâline getirmeyen kişidir. Sosyal medyada başkalarının “en iyi hâlleriyle” sürekli karşılaştığımız bu dönemde, gönül zenginliği huzurun ve manevi olgunluğun anahtarıdır.
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) övdüğü bu zenginlik türü, bizleri sürekli kendini ispat etme, daha iyi görünme, daha fazla kazanma ve daha çok takdir toplama hastalıklarından kurtarır.
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şerifte zikrettiği üçüncü özellik “gizli kul” ifadesidir. Bu ifade, gösterişsiz, kendini öne çıkarmayan, yaptığı iyiliği reklam etmeyen, ibadetlerini yayınlamayan, varlığını sessizce sürdüren kul tipini anlatır.
Bugünün sosyal medyası ise tam aksine, insanı “paylaşım çılgınlığına” sürükleyen şuursuz bir mecradır. Yapılan her iyilik, her ibadet, her güzellik, beğeni ve takdir toplama arzusuyla sunulup “riya” olarak sonuçlanmaktadır.
Sosyal medyada var olmak elbette başlı başına bir problem değildir. Mesele, orada hangi niyetle, hangi ölçüyle, hangi iç disiplinle bulunduğumuzdur. Müslüman; reklam için değil, fayda için paylaşır. Beğeni toplamak için değil, hayra vesile olmak için içerik üretir. İbadetlerini ifşa etmek için değil, insanlara örneklik ve teşvik için anlatır; bunu da riyâ, ucb ve kibre kapılmadan yapması mümkün değilse yapmamalıdır.!!!
Gösterişin fazilet, görünürlüğün değer, beğeni sayısının ise ölçü kabul edildiği “modern” çağda, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “takvâ sahibi, gönlü zengin ve gizli kul” tasviri, günümüz insanı için ne kadar hayatî bir rehber olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Zira mümin, insanların nazarında makbul olmayı değil, Allah Teâlâ katında değer kazanmayı gaye edinir. Bu sebeple takvâyı kuşanmak, kalbi kanaatle zenginleştirmek ve gizliliği bir kulluk ahlâkı hâline getirmek; dijital çağın dayattığı yapay parıltıya karşı en sağlam ve sahih duruşu temsil eder.
İnsan, gerçek hayatta olduğu gibi dijital mecralarda da sergilediği her fiilden, söylediği her sözden, yazdığı her kelimeden ve işlediği ve sebep olduğu her günahtan mesuldür. Bu şuurla hareket eden mümin, her adımında “Rabbim bundan razı mıdır?” sorusunu kendisine sorar. İşte bu sorgulama, kalbin itmi’nan bulmasına vesile olur. Kul, görünmek ve beğenilmek için değil; ahlâken kemale ermek ve “kâmil insan” olma yolunda ilerlemek için gayret ettikçe, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği saadet yoluna da o ölçüde yaklaşmış olur.
Gösteriş çağının cazibesine kapılmadan, ihlâs ve samimiyetle sürdürülen bir kulluk hayatı, belki sosyal medyada kimsenin dikkatini çekmeyecek ve alkışlanmayacaktır; ancak Allah (c.c.) katında makbul olup ebedî âhiret saadetine vesile olması umulur inşallah.