Bugün dünya, olağan hızıyla her zamankinden daha karmaşık ve zorlu bir yere sürükleniyor. Oysa bu zorlukların üstesinden gelmek için en çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Ancak ne yazık ki, tam tersi bir durum; Artan kutuplaşmayla karşı karşıyayız.

Bu kutuplaşma, sadece siyasi partiler arasında kalmıyor; futbol takımı taraftarlığından tutun da sanat zevklerine, sosyal medya tartışmalarından günlük hayattaki küçük görüş ayrılıklarına kadar hayatımızın her alanına sızmış durumda. İnsanlar, kendileri gibi düşünen küçük gruplara sıkışıp kalıyor, karşı tarafı dinlemeyi bırakıyor ve en kötüsü, ötekileştiriyor. Bu durum, bizi yavaş yavaş felakete sürükleyen büyük bir olaydır.

Bir toplumun kutuplaşması, onu tüketen bir hastalık gibidir. Toplumun gayretini, ortak hedeflere ulaşmak yerine iç çatışmalara harcamasına neden olur. Ortak değerler etrafında toplanıp bir olması gereken bir toplum, Birbirine düşman olup kutuplaşırsa, ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun dışarıdan gelen tehlikelere karşı zayıflar.

Kutuplaşma, insanların kalplerine kin, haset ve düşmanlık tohumları eker. Birbirine düşman gözle bakan insanlar arasında sevgi, yardımlaşma ve merhamet duyguları kaybolur. Herkes kendi "doğrusuna" saplanıp kaldığında, eleştirel düşünce ve yeni fikirler gelişemez. Farklı görüşlerin bir araya gelerek daha iyi çözümler üretme imkânı ortadan kalkar.

Oysa ki İslam dini birlik, beraberlik ve kardeş olma hususunu merkezinde tutar. Yüce Rabbimiz, bu ayrılığın tehlikesini bize en açık şekilde bildirmiştir: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 3/103) Bu ayet, birliğin sadece toplumsal bir gereklilik değil, aynı zamanda ilahi bir nimet ve felaketten kurtuluş yolu olduğunu vurgular. Allah'ın ipi ise Kur'an ve onun öğretileridir. Bu öğreti, bizi her türlü dünyevi ayrılığın üzerinde, ortak bir paydada buluşmaya çağırır.

Bir başka ayette ise çekişme ve cedelleşmenin doğrudan gücü ortadan kaldırdığı belirtilir: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46) Bu ayet, çekişmenin sonucunu net bir şekilde ortaya koyar: Gevşeme ve güçten düşme. Bir toplumun bekası için en büyük tehdit, dış düşmandan çok, kendi içindeki ayrılıktır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), ümmetinin birliğine büyük önem vermiş ve müminler arasındaki kardeşlik hukukunu en güzel şekilde tarif etmiştir. Kutuplaşmaya götüren her türlü davranıştan bizleri sakındırmıştır: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olun.” (Buhârî, Mezâlim, no: 27; Müslim, Birr, no: 30) Bu hadis-i şerif, kutuplaşmanın temelini oluşturan küsmek, kin tutmak, haset etmek gibi bütün kötü duyguları yasaklar. Bize emredilen tek şey vardır: Kardeş olmak. Kardeşlik ise sadece aynı fikirde olmak değil, farklılıklara rağmen birbirine sırt çevirmemektir.

Peygamberimiz (s.a.v), müminin mümine karşı duruşunu da şu benzetmeyle anlatmıştır: “Mü’min ile mü’min (birbirine karşı) duvar gibidir, birbirini sımsıkı tutarlar.” (Buhârî, Mezâlim 5) Bu, sadece yan yana durmak değil, adeta birbirine kenetlenmiş, birbirini destekleyen bir yapı oluşturmak demektir. Birbirini sımsıkı tutan bir yapı, fırtınalara karşı dayanıklı olur.

Peki, bu kutuplaşma fecaatinden nasıl kurtulacağız? Çözüm, farklı düşünce ve zevklere sahip olsak bile, bizi bir araya getiren ortak paydalara odaklanmaktır; Karşımızdaki kişinin niyetini hemen kötü varsaymak yerine, onu dinlemeyi ve anlamaya çalışmayı esas almalıyız. Bir görüşe katılmamak başka, o görüşe sahip olanı düşman ilan etmek başkadır. Fikirler tartışılabilir, ancak insanlar saygıyı hak eder. Toplumun ortak sorunlarına odaklanmak, birlik ruhunu yeniden canlandırır.

Aynı zamanda Kur’an ve Sünnet’in bize öğrettiği temel ahlak ve değerler, tüm ayrılıkların üzerindeki en büyük birleştiricidir. Unutmayalım ki şeytan, insanı yalnızlaştırmak ve gruplara ayırmak ister. Toplulukta rahmet, ayrılıkta ise azap vardır. Bize düşen, sadece siyasi, sosyal ya da kültürel değil, her şeyden önce insani ve İslami bir görev olarak, ayrışmaya karşı durmak ve bu toplumsal felaketin önüne geçmektir. Yönümüzü Allah’a çevirdiğimizde, kalplerimiz kendiliğinden birleşecektir.