Kimlik nedir? Devlet açısından vatandaşını tanımasını sağlayan vesika. Belki de üzerindeki fotoğraftan herkesin şikâyetçi olduğu kart. Peki, bu kartta yazanlar kişileri bize birebir tanıtabilir mi? Tabi ki hayır.

İşte günümüzün kimliklerindeki (artık açıkça yazmıyor) bir bilgi üzerinden yola çıkacağız bugün, kimlikte yazan ama mana itibariyle üzerine pek düşünülmeyen bir ibare, kimliğimizde yazan dini ‘’İslam’’ yazısı. Gerçekten de bu kelimenin bize ne anlattığının farkında mıyız? Veya bu kimliği taşıyan şahıstan ne beklendiğinin. Kimisi elbette farkında ama bir güruh var ki bu insanlar için o karttaki İslam kelimesinin çağrıştırdığı hiçbir şey yok. Sanki sadece atalarından kalan orada yazması gerekli olan bir miras. İşte bu insanlara kimlik Müslümanları diyoruz. Bunlarda günümüz modernizminin bir icadı. Dinini, varlığının sebebini bir kelimeye sığdırıp onu bir mürekkeple yazılı halde alelade bir karta hapseden insan müsveddeleri.

Şimdi bu insanları biraz daha yakından tanıyalım içlerinden bazılarını (az sonra vasıfları zikredilince) gözünüz illaki bir yerlerden ısıracaktır.

Resme yukarıdan bakınca bu tarz kişilerin ılıman İslam figüründen olduklarını görürsünüz (Hani yüce kitabımız Kuran-ı Kerimde onlarca kez iman ve salih amel vurgusu yapılmasına rağmen İslam’ı kalp temizliğine sığdırıp gerisini teferruat görenler.). Kendilerine kimliğinde yazanı gönlüne de yazmalısın diyen muhafazakâr kesimden pek hazzetmezler. Çünkü önceki yazılarımızdaki kiralık kafalar gibi bu kişilerde, bu insanları çağdaşlaşma karşısında bir engel olarak görürler.

Bir diğer özellikleri de İslam da reform istemeleridir. Bu arkadaşlar kendi geri kafalarınca İslam’ın geri kaldığını cahiliye çağını kapatıp ilim çağını açan (İslam memleketlerinden yağmaladıklarıyla, o çok beğendikleri batı ilim irfan sahibi olmuştur.) İslam müessesesinin çağa ayak uydurması gerektiğini söylerler. Bununla da kalmayıp İslam’ın ana unsurları olan Kitap ve Sünnet i itibarsızlaştırmak için de ellerinden geleni yaparlar. Bu kişiler toplumumuzda tarihselci olarak da bilinir. (Çünkü en önemli argümanları kitap ve sünnetin sadece geldiği asırda bir rehber oluşu kendilerinden sonraki zamanı kapsamamasıdır.) Yaptıkları fiiller ve söylemleri her ne kadar küfrü gerektirse de kimliklerinde yazan ve az da olsa ağızlarından çıkan İslam kelimesi hasebiyle onları küfürle veya nifakla itham etmekten imtina etmekteyim. Burada bu kişilerin iddialarına bir yanıt vermemiz yazıyı uzatır ve gerçekten de burada yazdığımız bir iki sayfayla anlatamayız. O yüzden ilmi menhece uygun olarak bu konuya girmiyoruz.

Bu insanlardaki bir özellik de dinine uygun yaşayan kişileri aşağı görmeleridir. Dışarıda çarşaflarıyla dolaşan hanımlara, sarıklarıyla dolaşan beylere kınar gözlerle bakan Müslüman sıfatıyla dolaşan birini görürseniz bilin ki bir kimlik Müslümanıyla karşı karşıyasınızdır. Ne gariptir ki kendilerine kılık kıyafet hususunda yöneltilen en hafif bir eleştiriye tahammül edemeyen bu insanlar başkasına gelince ayrıştırmacı ve kınayıcı olabiliyorlar.

Burada bir kısmını zikretmemizle beraber daha birçok özellik sayabiliriz. Ancak yazıyı uzatmamak adına son ve çok önemli olarak zikretmememiz gereken, sadece bu kişiler için değil günümüz Müslümanlarının genelinde görülen bir durum daha var. Bu da İslam’ı sadece ibadetlere ve mabetlere hasretme durumudur. Bu sadece kimlik Müslümanlarının değil, günümüzde Müslümanların çoğunun düştüğü bir hatadır. İçinde insan ilişkilerinden tutun kâinatın zerrelerine kadar birçok konunun mevzu bahsedildiği Yüce Kitabımızı ve Peygamber Efendimizin (S.A.V.) sünnetini sadece kalp temizliğine veya İslam’ın beş şartına sıkıştırmanın (tabi ki beş şartın önemini inkâr etmiyoruz) at gözlüğü takmaktan farksız olduğu aşikârdır. İslam sadece kişiyi değil toplumu düzenler. Tarihen de sabittir ki İslam medeniyetinin en büyük devletleri kitap ve sünnete tabietiyle büyümüştür. Çünkü bütün bu devletlerde kişiyi ve toplumu ilgilendiren hukuk kuralları İslami çerçevede oluşturulmuştur. Bir örnekle yazdıklarımızı perçinlemek istiyorum. Doğulu ve batılı bütün filozoflar her zaman erdemli bir devlet arayışı içerisinde olmuştur. Ve tarih boyunca bu konuda örnekler verilmiştir. Asr-ı saadet gibi, Abbasiler gibi, Endülüs gibi. Bir de kimlik Müslümanlarının çok beğenmediği batının filozoflarının zikrettiği örnek bir devlet vardır ki bu da Osmanlı devletidir. Bakın Güneş Ülkesi adlı kitabıyla tanınan ve hep o erdemli devletin özlemini çeken ünlü İtalyan yazar ve filozof Tommaso Campanella (1568-1639) güneş ülkesini nerede bulmuş:

“Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti hiç olmasa yarın böyle bir ülkenin olacağını bana zannettiriyor. Mademki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke niçin vücut bulmasın.”

Görüldüğü gibi çağdaş batı adamının 500 yıl önce gördüğü adalet ve saadet dolu medeniyeti biz 1400 yıldır mensubu olduğumuz halde göremiyoruz. Belki de İslam ibaresini o kâğıda hapsettiğimiz gün kalplerimizi de hapsettik, belki de bulmak istediğimiz uğruna her şeyimizi verdiğimiz vaat edilmiş çağdaşlığımız elimizdeydi ama göremedik. Yoksa her şeyimizi verirken ruhumuzu da mı verdik? Herhalde bugün bu yüzden bu kadar yorgun ve eksiğiz ve bizden olana bir o kadar yabancıyız.

Ama nihayetinde yine de umudumuzu yitirmedik. Bir Müslüman Allah Teâlâ dan ümidini kesmeyeceği gibi kullarından da ümidini kesmez. Elbette vardır ayakaltına alınmak istenen İslam’ın izzetini yeniden burçlara dikecek bir fatih. Elbette vardır modern haçlıların saldırısından bezmiş, yorgun Müslümanların kalplerini yeşertecek bir Selahaddin. İlmiyle irfanıyla onları sadece cenk meydanında değil, fikir ve düşünce meydanında da alt edecek bir İmam Gazali elbette vardır ve var olacaktır. Yazımızı merhum Cemil Meriç’in sözüyle bitirmek istiyorum. (Konumuza uyması için üzerinde ufak bir değişiklik yaptım sözün aslında Müslümanlar yerine Türkiye zikredilmektedir.):

‘’Müslümanlar ruhunu kaybetti. Toprak mı? En değersiz şeyimizdir belki de! Belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık. Ruhumuzu…"

Allah-u Teâlâ’nın İslam’ı sadece kimliğimize değil kalplerimize de koyması duası ile…