Deneme

Aptalca Düşüncelerin Demografik Yayılımı Üzerine

"Modern çağda düşüncelerin yayılımı, hakikatin yerine yüzeysel ve temelsiz kanaatleri taşıyor. Kalabalıkların yönlendirdiği sloganik fikirler, zihinsel çürüme ve kültürel yozlaşmaya yol açıyor. “Aptalca düşünceler” kitleleri esir alırken akıl, hakikat rehberliğini kaybediyor."

Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

Kolombiyalı düşünür Nicolás Gómez Dávila’nın şu sözü, çağımızın en belirgin hakikatlerinden birini özetlemektedir:

“Bu yüzyıldaki temel olay, aptalca düşüncelerin büyük demografik yayılımıdır.”

Bu cümle, yalnızca yüzeysel bir kültür eleştirisi değil; aynı zamanda insanlık tarihinin belirli bir kırılma noktasına işaret eden, derinlikli bir teşhistir. Zira modern zamanlarda fikirlerin dolaşımı, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir hız kazanmıştır. Fakat ne yazık ki bu hız, hakikatin yayılmasına değil, çoğu zaman hakikatten uzak, çarpık ve temelsiz düşüncelerin geniş kitleler arasında dolaşmasına hizmet etmektedir.

Bir başka ifadeyle, eskiden toplumları şekillendiren esaslar; hikmet, irfan ve sağlam akıl iken, bugün toplumları daha çok yüzeysel düşünceler, sloganik ifadeler ve sahte kanaatler yönlendirmektedir. Bu durum, fikrî bir sorun olmanın ötesinde, aynı zamanda dinî ve kültürel bir krize ve yıkıma da işaret etmektedir.

Zihinsel Çürüme

İnsanlık tarihi boyunca düşünürler, kalabalıkların aklına ve popüler kanaatlere daima mesafeli durmuşlardır. Platon’un “mağara alegorisi”, kalabalıkların gölgelerle yetinmesini; Nietzsche’nin “sürü psikolojisi” kavramı, çoğunluğun hakikatten uzak tavırlarını eleştirir. Dávila’nın sözü, bu kadim eleştiri geleneğinin modern bir yankısıdır.

“Aptalca düşünceler” tabiri, yalnızca yanlış fikirleri değil; aynı zamanda yüzeysel, temelsiz, düşünme zahmetine katlanmadan üretilmiş kanaatleri de kapsar. Günümüzde sosyal medya, televizyon ve hızlı iletişim araçları, böylesi yüzeysellikleri çoğaltmakta ve onları ciddi fikirler gibi dolaşıma sokmaktadır. Bunun sonucunda, hakikati aramak yerine “çok duyulanı” doğru sanan kitleler oluşmaktadır. Unutulmamalıdır ki bir söylemin az kişiler tarafından ifade edilmesi onun zayıflığını göstermez.

Bu durum, aklın asli fonksiyonunu kaybetmesi demektir. Aklın görevi, varlığı ve hakikati araştırmak, iyiyi kötüden ayırmaktır. Ancak “aptalca düşünceler” yayıldığında, akıl hakikatin kılavuzu olmaktan çıkar; ideolojilerin, reklâmların ve popüler algıların oyuncağına dönüşür. Böylece insanlık, düşünce çürümesine sürüklenir.

Zan ve Hikmet Arasındaki Çatışma

Kur’ân-ı Kerîm, hakikatle bağdaşmayan kanaatlerin peşine düşmeyi yasaklamıştır. Cenâb-ı Mevlâ şöyle buyurur:

وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ

“Onların çoğu sadece zanna (asılsız bilgiye) dayanırlar. Oysa zan, hiçbir şekilde hakkın/gerçeğin yerini tutamaz.” (Yunus, 10/36).

Bu ayet, hakikat yerine vehimlerin ve kuruntuların peşinden gitmenin tehlikesini bildirir. İşte “aptalca düşünceler” de, asılsız kanaatlerden ibarettir.

Peygamber-i Zîşân Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] şu hadisi ise konumuzu aydınlatıcı niteliktedir:

سيَأتي علَى النَّاسِ سنواتٌ خدَّاعاتُ يصدَّقُ فيها الكاذِبُ ويُكَذَّبُ فيها الصَّادِقُ ويُؤتَمنُ فيها الخائنُ ويُخوَّنُ فيها الأمينُ.

“İnsanlar üzerine öyle aldatıcı zamanlar gelecek ki, yalancı tasdik edilecek, doğru yalanlanacak; emin kişi hain sayılacak, hain ise emin gösterilecek…” (İbn Mâce, Fiten, 8, nr. 4036).

Bu hadis-i şerîf, hakikatin değerini kaybettiği ve batıl fikirlerin itibar gördüğü zamanların geleceğini haber verir. Bugün yanlış fikirlerin kitleler arasında yayılması, bu uyarının güncel bir tezahürü gibidir.

Tasavvufta ise hikmet ile heva arasında keskin bir ayrım yapılır. Hikmet, ilâhî nurla aydınlanmış kalpten doğan bilgidir; heva ise arzuların ve nefsin yönlendirdiği sahte kanaatlerdir. “Aptalca düşünceler” aslında hevânın ürünüdür. Hakikatten doğmadıkları için kalplere karanlık, toplumlara kaos getirirler.

Genelin Hikmetten Kopuşu

İslam medeniyetimiz ve irfan geleneğimiz, daima hikmeti, aklı ve ilmi yüceltmiştir. “Hikmet müminin yitiğidir, onu bulduğu yerde alır” (İbn Mâce, “Zühd”, 15; Tirmizî, “ʿİlim”, 19) meâlindeki hadis, “sahih, sağlam” bilgiyi aramanın dinî bir görev olduğunu ortaya koyar. Geçmişte toplumlar, düşünceyi temellendiren büyük âlimlerin, mürşitlerin ve düşünürlerin sözleriyle şekillenirken; bugün toplumların gündemini popüler kültür figürleri, magazin tartışmaları ve sloganik fikirler belirlemektedir. Nereden nereye….

Bu, yalnızca bireylerin değil, bütün bir kültürün yozlaşması anlamına gelir. Çünkü kültür, ancak sağlam fikirlerin ve köklü değerlerin üzerine inşa edildiğinde yaşayabilir. Boş ve yüzeysel düşünceler kültüre egemen olduğunda, medeniyetler de zayıflar ve kimlik krizine sürüklenir.

Hakikat çoğunlukta değil, hikmet sahiplerinin derin sözlerinde bulunur. Bir sözün söyleyeninin çok olması değil, kimlerin söylediği onun doğruluğunu gösterir. (“Sevâd-ı Azam” hadisi konusunda bu husus işlenecektir). Bir zatın dediği gibi: “Nice söz vardır, hiç kıymeti yoktur. Nice susuş vardır, kitaplardaki sözlerden daha değerlidir.” Bu anlayış, kalabalıkların değil, hikmet ehlinin peşinden gitmeyi öğütler.

Hakikatin Dirilişi

Nicolás Gómez Dávila’nın sözünü yalnızca bir çağ eleştirisi olarak görmek eksik olur. Bu söz, aynı zamanda bizi düşünmeye davet eden bir uyarıdır. Zira hakikatin yerine geçen aptalca düşünceler, bireyleri fikrî tembelliğe, toplumları ise yozlaşmaya götürmektedir.

Dinî bakış açısından çözüm, zanna değil, ilme sarılmaktır; hevâya değil, hikmete yönelmektir. Kültürel açıdan ise çözüm, köklü geleneklerimizin ve irfanî birikimimizin yeniden ihya edilmeli ve kökler esas alınarak yeniden inşası yapılmalıdır.

Bugün Müslüman bireyler ve toplumlar için asıl görev, hakikatle bağı olmayan yüzeysel düşüncelerin cazibesine kapılmamak; aklı, kalbi ve imanı birlikte besleyen sağlam bir fikir dünyası inşa etmektir. Böylece “aptalca düşüncelerin demografik yayılımı”na karşı, “hikmetin nurunu yayma” çabası ortaya konabilir.

Dávila’nın sözü bize şunu hatırlatır: Hakikati aramayan toplumlar, sahte düşüncelerin kurbanı olur. Hakikate yönelen toplumlar ise, insanlığı yeniden onurlandıran bir medeniyet kurarlar.