"İnsan bazen en çok kendisine engeldir."
Hayatın karmaşık yollarında ilerlerken bazen farkında bile olmadan kendi kendimize en büyük engeli koyarız. Gerçekten arzuladığımız bir hayalin eşiğinde durur, o ilk adımı atmaktan çekiniriz. İçimizde fısıldayan o sesi dinleriz: "Ya başaramazsam?", "Zaten kimse beni anlamaz.", "Ben buna layık değilim." Bu zehirli fısıltılar, bizi hareketsizliğe mahkûm eder ve farkında olmadan kendimizin en büyük düşmanına dönüşürüz. Bu durum, kendini sabote etme hâli olarak adlandırılır. Kendini sabote etme, dış dünyadaki zorluklardan çok daha yıpratıcıdır çünkü kökleri, en derindeki kırılganlıklarımıza uzanır. Çoğu zaman bu sabotaj; geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarının, yetersizlik hissinin ve değersizlik duygusunun bir sonucudur. Bu yaralar, kendimizi koruma mekanizması adı altında, hayallerimizle aramıza aşılmaz duvarlar örmemize neden olur.
Mevlânâ'nın dediği gibi: "Savaşın en zoru, insanın kendi nefsine karşı verdiği savaştır."
Bu savaş, kimsenin göremediği, en derindeki inançlarımızın ve korkularımızın bir mücadelesidir. Birçok hayal, daha yolun en başında "Ben yapamam." diyerek biter. Oysa o hayalin gerçekleşmesi için gereken tek şey, o ilk adımı atmaktır. Çünkü kimse bir şeye başlarken mükemmel değildir. Güç, denedikçe oluşur; yol, yürüdükçe açılır. Tıpkı bir nehrin akarak kendine bir yatak bulması gibi, biz de adımlarımızı attıkça kendi yolumuzu çizeriz. İlk adım, en çok cesaret gerektiren adımdır ve genellikle en zorudur. Başarısızlık korkusu, bizi hareketsiz kılan en büyük handikaplardan biridir. Oysa başarısızlık yolun bir parçasıdır; bir son değil, bir öğrenme fırsatıdır. Her tökezleyişimiz bizi daha güçlü kılar ve bir sonraki denemede neleri daha iyi yapabileceğimizi öğretir. Kendini sabote eden iç sesimiz bizi konfor alanımızda tutmaya çalışır; ancak unutmamalıyız ki büyüme ve değişim, yalnızca o alandan çıktığımızda başlar.
Bu döngüyü kırmak, bir dışsal savaştan ziyade bir içsel yolculukla mümkündür. Her şey, kendini fark etmekle başlar. Kendine şu soruları sor: Hangi noktada kendine engel oluyorsun? Ne zaman geri çekiliyorsun? Cesaretinin önüne geçen o ses kime ait? Belki de bu ses, yıllar önce seni kıran, seni yeterince iyi hissettirmeyen birine aittir.
O sesi tanımak, onun sana ait olmadığını anlamak, dönüşümün ilk adımıdır. Bu farkındalığın ardından, kendine şefkatli davranma zamanı gelir. Kendine şefkat; hatalarına rağmen kendini sevmek, yargılamadan anlamaya çalışmaktır. Kendini en iyi arkadaşına davrandığın gibi şefkat ve nezaketle karşıla. Kendini sabote ettiğin anlarda bile kendini hor görmek yerine, "Şu an korkuyorum ve bu normal." diyebilmek, o iç sesi dönüştürmenin anahtarıdır. Kendinle barış. Kendine inan. Çünkü sen içindeki sesi değiştirdikçe, dış dünyadaki engellerin de birer birer kalktığını göreceksin.
Unutma, bazen tek yapman gereken kendini biraz daha anlamak, biraz daha affetmek ve en önemlisi biraz daha sevmektir.






