İnceleme - Araştırma

Dijital Çağda Gıybet: Sosyal Medyada Kul Hakkı

WhatsApp ve sosyal medyada dijital gıybetin İslam ahlakındaki yeri nedir? Kul hakkı ihlallerini ve manevi çözüm önerilerini yazımızda keşfedin.

İnsan, konuşan bir varlıktır. Düşüncelerini, sevinçlerini, öfkelerini ve kanaatlerini dil aracılığıyla ifade eder. Ancak dil; insanı yüceltebildiği gibi, onu manevî felaketlere de sürükleyebilir. Tarih boyunca dedikodu, iftira, alay ve gıybet gibi davranışlar toplumların huzurunu bozan temel ahlâk problemleri arasında yer almıştır. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu durum yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle WhatsApp grupları, sosyal medya platformları ve dijital iletişim ağları; gıybetin çok daha hızlı, görünmez ve etkili biçimde yayılmasına zemin hazırlamaktadır.

Eskiden bir kişinin arkasından yapılan olumsuz konuşmalar sınırlı bir çevrede kalırken, bugün tek bir mesaj binlerce insana birkaç dakika içerisinde ulaşabilmektedir. Bu durum yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumun güven duygusunu, aile yapısını ve ahlâkî dokusunu da derinden etkilemektedir. Dahası, dijital ortamda yapılan gıybet çoğu zaman “yorum yapmak”, “bilgi paylaşmak”, “mizah yapmak” veya “sadece konuşmak” adı altında meşrulaştırılmaktadır.

İslâm ahlâkı açısından mesele değerlendirildiğinde, gıybet yalnızca basit bir ahlâk kusuru değildir; aynı zamanda kul hakkına giren ağır bir günahtır. Kur’ân-ı Kerîm’de gıybet, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetilecek kadar çirkin bir davranış olarak tasvir edilmiştir.[1] Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise insanın söylediği bir söz sebebiyle felakete sürüklenebileceğini ifade ederek dilin sorumluluğuna dikkat çekmiştir.[2]

Bu çalışmada, modern iletişim araçları üzerinden yayılan gıybet olgusu ele alınacak; WhatsApp ve sosyal medya ortamlarında ortaya çıkan yeni gıybet biçimleri incelenecek; kul hakkı kavramı çerçevesinde meselenin dinî, ahlâkî ve toplumsal boyutları değerlendirilecektir.

1. Gıybet Kavramı ve İslâm’daki Yeri

Gıybet kelimesi Arapça “ğaybe” kökünden gelmekte olup, bir kimsenin hoşlanmayacağı şekilde arkasından konuşmak anlamına gelir. Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem), gıybeti tarif ederken şöyle buyurmuştur:

“Kardeşini hoşlanmayacağı şekilde anmandır.”[3]

Ashâb-ı kirâmın:

“Eğer söylediğimiz şey onda varsa?” diye sorması üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun; yoksa iftira etmiş olursun.”[4]

buyurmuştur.

Bu hadis-i şerif, modern dijital iletişim çağında çok daha önemli hâle gelmiştir. Çünkü insanlar artık yalnızca konuşarak değil; mesaj paylaşarak, ekran görüntüsü göndererek, ima ederek, alaycı ifadeler kullanarak veya başkasını küçük düşüren videolar yayarak da gıybet etmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hucurât sûresinin 12. ayeti, gıybetin manevî çirkinliğini oldukça çarpıcı bir teşbihle anlatır:

“Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”[5]

Bu ayet-i kerîme, gıybetin sadece bireysel bir günah olmadığını; insan onurunu hedef alan ahlâkî bir saldırı olduğunu göstermektedir.

İmam Gazâlî Hazretleri, gıybetin dil afetlerinin en tehlikelilerinden biri olduğunu belirtmiş ve insanların çoğunun bu günaha farkında olmadan düştüğünü ifade etmiştir.[6] Özellikle kişinin kendisini haklı görerek yaptığı eleştirilerin, çoğu zaman gizli bir gıybet biçimine dönüştüğünü vurgulamıştır.

2. Dijital Çağda Gıybetin Yeni Biçimleri

Teknolojik gelişmeler iletişimi kolaylaştırmış; ancak aynı zamanda günahların yayılma hızını da artırmıştır. Günümüzde gıybet yalnızca kahvehane sohbetlerinde veya dar çevre toplantılarında yapılmamaktadır. WhatsApp grupları, Telegram kanalları, sosyal medya yorumları ve anonim hesaplar yeni nesil gıybet ortamlarına dönüşmüştür.

Özellikle şu davranışlar dijital gıybetin yaygın örnekleri hâline gelmiştir:

- Bir kişinin fotoğrafını alay konusu yapmak,

- Özel konuşmaları ekran görüntüsüyle paylaşmak,

- İnsanların kusurlarını ifşa eden videolar yaymak,

- Toplu mesaj gruplarında bir kişiyi küçük düşürmek,

- Sosyal medya paylaşımlarının altına aşağılayıcı yorumlar yazmak,

- Bir kişinin hatasını yayarak itibarsızlaştırmak.

Bu davranışların çoğu, “şaka”, “mizah” veya “gündem konuşması” adı altında normalleştirilmektedir. Oysa İslâm ahlâkında bir müminin haysiyetini zedelemek büyük bir vebaldir.

Dijital ortamın en büyük tehlikelerinden biri de gıybetin kalıcılığıdır. Eskiden söylenen söz unutulabilirken, bugün paylaşılan bir mesaj yıllarca dolaşımda kalabilmektedir. Bu durum kul hakkının büyümesine neden olmaktadır. Çünkü zarar gören kişinin itibarı, psikolojisi ve sosyal ilişkileri uzun süre etkilenebilmektedir.

Ayrıca sosyal medya ortamlarında insanlar çoğu zaman yüz yüze söyleyemeyecekleri sözleri rahatlıkla yazabilmektedir. Anonimlik hissi, vicdan mekanizmasını zayıflatmakta; merhamet ve empati duygularını törpülemektedir. Böylece dijital platformlar, modern çağın görünmez “dedikodu meydanları” hâline dönüşmektedir.

3. Kul Hakkı Açısından Gıybet

İslâm’da kul hakkı, affı en zor günahlardan biri olarak kabul edilmektedir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendi hakkını dilerse affedebileceğini; ancak kul hakkının helalleşmeye bağlı olduğunu bildirmiştir.

Gıybetin en tehlikeli yönlerinden biri de burada ortaya çıkmaktadır. İnsan bazen namazını kılar, orucunu tutar; fakat diliyle başkalarının manevî hukukunu ihlâl eder. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “müflis” hadisi olarak bilinen rivayette şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü ümmetimin müflisi; namaz, oruç ve zekâtla gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Bunun üzerine sevapları hak sahiplerine dağıtılır…”[7]

Bu hadis-i şerif, ibadetlerin tek başına yeterli olmadığını; insan ilişkilerindeki ahlâkî sorumluluğun da büyük önem taşıdığını göstermektedir.

WhatsApp ve sosyal medya ortamlarında yapılan gıybetin kul hakkı boyutu çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Oysa bir insanın onurunu zedeleyen her paylaşım, her ifşa ve her alay; kişinin manevî hesabını ağırlaştırmaktadır.

Bazen insanlar:

“Ben sadece gördüğümü söyledim.”

“Doğruyu anlattım.”

“Herkes biliyor zaten.”

gibi ifadelerle kendilerini savunmaktadır. Ancak İslâm’a göre bir bilginin doğru olması, onu herkesin içinde konuşmayı meşru kılmaz. Eğer maksat küçük düşürmek, ayıplamak veya itibarsızlaştırmak ise bu davranış gıybet kapsamına girmektedir.

4. Sosyal Çürüme ve Güven Krizi

Gıybet yalnızca bireysel bir günah değildir; aynı zamanda toplumsal çözülmenin de sebeplerinden biridir. Sürekli insanların konuşulduğu, ayıplandığı ve itibarsızlaştırıldığı toplumlarda güven duygusu zayıflar. İnsanlar birbirine karşı samimiyetini kaybeder.

Bugün birçok aile içinde, arkadaş çevresinde ve iş ortamında ciddi güven problemleri yaşanmaktadır. İnsanlar:

“Acaba arkamdan konuşuyorlar mı?”

“Mesajımı başkasına gösterir mi?”

“Paylaştığım şey gruplarda dolaşır mı?”

endişesi taşımaktadır.

Bu durum bireyleri yalnızlaştırmakta ve sosyal ilişkileri yüzeyselleştirmektedir. Özellikle gençler arasında “linç kültürü” adı verilen dijital aşağılamalar psikolojik yıkımlara sebep olabilmektedir.

Bir insanın kusurunu yaymak yerine örtmek, İslâm ahlâkının temel prensiplerinden biridir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”[8]

buyurarak merhamet merkezli bir toplum anlayışı ortaya koymuştur.

5. Çözüm Önerileri ve Manevî Sorumluluk

Dijital çağın gıybet salgınından korunabilmek için bireysel ve toplumsal bazı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

a) Dijital Ahlâk Bilinci

İnsanlar sosyal medya kullanımının yalnızca teknik değil, aynı zamanda ahlâkî bir mesele olduğunu öğrenmelidir. Yazılan her sözün, paylaşılan her mesajın manevî sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.

b) Mesaj Göndermeden Önce Vicdan Kontrolü

Bir paylaşım yapılmadan önce şu soru sorulmalıdır:

“Bu mesaj benim hakkımda yazılsaydı üzülür müydüm?”

Bu vicdan muhasebesi birçok gıybetin önüne geçebilir.

c) Grup Kültürünün Değiştirilmesi

WhatsApp gruplarında sürekli insan konuşulan ortamlar yerine; bilgi, dayanışma ve fayda merkezli iletişim teşvik edilmelidir.

d) Susmanın Fazileti

Bazen susmak, konuşmaktan daha büyük bir ahlâk göstergesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Ya hayır söyle ya da sus.”[9]

buyurarak dil terbiyesinin temel ölçüsünü ortaya koymuştur.

Teknolojinin gelişmesi insan hayatını kolaylaştırmış; ancak ahlâkî zaafları da görünmez biçimde büyütmüştür. WhatsApp grupları ve sosyal medya platformları, modern çağın yeni gıybet alanlarına dönüşmüştür. İnsanlar artık birkaç tuşla bir başkasının onurunu zedeleyebilmekte, özelini ifşa edebilmekte ve kul hakkına girebilmektedir.

Oysa İslâm ahlâkı; insanın haysiyetini korumayı, kusurları örtmeyi, dili temiz kullanmayı ve kardeşlik hukukuna riayet etmeyi emretmektedir. Dijital çağın en büyük imtihanlarından biri de belki budur: Parmaklarımızın hızına vicdanımız yetişebilecek mi?

Bugün müminin sorumluluğu yalnızca konuştuğu sözlerden değil; yazdığı mesajlardan, paylaştığı görsellerden ve yaydığı içeriklerden de başlamaktadır. Çünkü ekranın arkasında da bir kul hakkı vardır ve insan, sustuğu kadar değil; yazdığı kadar da hesaba çekilecektir.

Dipnotlar

[1]: Kur’ân-ı Kerîm, Hucurât, 49/12.

[2]: Buhârî, Rikāk, 23.

[3]: Müslim, Birr, 70.

[4]: Müslim, Birr, 70.

[5]: Kur’ân-ı Kerîm, Hucurât, 49/12.

[6]: İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, çev. Ahmed Serdaroğlu, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1974, c. 3, s. 152.

[7]: Müslim, Birr, 59.

[8]: Buhârî, Mezâlim, 3.

[9]: Buhârî, Edeb, 31.

Bibliyografya

- Buhârî, Muhammed b. İsmail. el-Câmiu’s-Sahîh. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

- Gazâlî, İmam. İhyâu Ulûmi’d-Dîn. Çev. Ahmed Serdaroğlu. İstanbul: Bedir Yayınevi, 1974.

- Karaman, Hayreddin vd. Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2007.

- Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

- Müslim, Ebü’l-Hüseyin Müslim b. Haccâc. el-Câmiu’s-Sahîh. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

- Yılmaz, Hasan Kamil. İslâm Ahlâkı. İstanbul: Erkam Yayınları, 2010.