Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanın yakın çevresinin ahlâkı ve yönelişi üzerindeki etkisini anlatırken şu dikkat çekici benzetmeyi yapar: “Salih (iyi) arkadaşın durumu, misk satan kimse gibidir. Ondan sana bir koku bulaşmasa bile, güzel bir koku alırsın. Kötü arkadaşın durumu ise körük üfleyen kimse gibidir; onun ateşi sana değmese bile, dumanı seni rahatsız eder.” (Buhârî, Edeb, 38)
İnsan çoğu zaman kendini bağımsız, etkilenmez ve güçlü zanneder. “Ben buyum, kimse beni değiştiremez” der. Oysa farkında olmadan seslerimize ses, kelimelerimize kelime, hatta kalbimize yön çizenler vardır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati, attar ve körük sahibi benzetmesiyle gözler önüne serer.
Güzel ahlak ve tevazu sahibi bir insanla dostluk, bir attarın dükkânına girmek gibidir. Orada uzun süre kalmasan, alışveriş yapmasan, eline bir şişe tutuşturulmasa bile, üzerine sinen bir koku olur. Bu koku bazen bir sabır, bazen bir sükûnet, bazen de incitmemek için gösterilen gayrettir. Attar sana “böyle ol” demez; fakat sen fark etmeden onun gibi olmaya başlarsın. Sözlerin yumuşar, bakışın derinleşir, benliğin törpülenir.
Buna karşılık kötü ahlaklı ve istikametsiz kimselerle kurulan yakınlık, körükçünün yanında durmaya benzer. “Ateş bana değmedi” dersin; fakat duman sinmiştir bile. Belki büyük bir günaha sürüklenmezsin, belki ilk adımda sınırı aşmazsın; ama kalbin kararır, yanlış sıradanlaşır, dil sertleşir. İnsan, ateşe değmeden de yanabileceğini çoğu zaman geç fark eder.
Bu noktada pişmanlık devreye girer. Kur’ân-ı Kerim, yanlış dostluğun ardından duyulan bu derin pişmanlığı çarpıcı bir ifadeyle dile getirir: “Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Andolsun, bana zikir geldikten sonra beni ondan saptırdı.” (Furkan Suresi, 25/28–29) Bu feryat, yanlış bir yönelişin itirafıdır. Çünkü insan çoğu zaman yaptığı yanlıştan çok, o yanlışa kimlerle yürüyerek vardığına yanar. “Ben aslında böyle biri değildim” cümlesi, yanlış arkadaşlıkların ardında kalan en ağır muhasebedir.
Yukarıdaki hadis bize sadece “iyi insanlarla arkadaş olun” demiyor. Daha derin bir uyarı yapıyor: Arkadaşlık, bir tercihten öte bir inşadır. Kiminle oturup kalkıyorsan, zamanla ona benzersin. Kalbini kimin yanına bıraktığını fark etmezsen, bir gün aynaya baktığında tanımadığın bir yüzle karşılaşman mümkündür.
Belki de insanın kendine sorması gereken asıl soru şudur: Ben başkaları için bir attar mıyım, yoksa bir körük mü? Yanıma gelenler benden sonra ferahlamış mı ayrılıyor, yoksa üzerlerine sinen bir ağırlıkla mı? Çünkü bazı insanlar girdikleri yere fark edilmeden huzur taşır; sözleriyle değil hâlleriyle rahatlatır, varlıklarıyla güven verir. Bazıları ise niyetleri öyle olmasa bile, bulundukları ortamda kalpleri yoran bir is bırakır; kırgınlık, huzursuzluk ve yorgunluk yayar.