Kelime olarak fıkıh; bir şeyi derinlemesine anlamak, kavramak, ince bir anlayışa ve kesin bir bilgiye sahip olmak demektir.
Dinî bir terim olarak ise fıkıh; “dinin amelî hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklarından çıkararak elde edilen bilgi” şeklinde tanımlanır. İmam Ebû Hanîfe (rahimehullah) fıkhı, insan hayatına yansıyan yönüyle ele almış ve “kişinin lehine ve aleyhine olan dinî hükümleri bilmesi” şeklinde tarif etmiştir.
Bu tanımlardan anlaşıldığı üzere fıkıh; yalnızca ibadet konularıyla sınırlı olmayıp, bireysel ve toplumsal hayata dair bütün davranış ve muameleleri düzenleyen, hakları koruyup sorumlulukları belirleyen İslam hukukudur.
Fıkıh İlminin Temel Kaynakları
Fıkıh (İslam hukuku), beşerî hukuk sistemlerinden bazı yönleriyle ayrılır. Her şeyden önce kaynağı ilahîdir; Kur'an-ı Kerim ve sahih hadislerde ifadesini bulan vahye dayanır. Gerek Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gerekse müçtehit âlimlerin ictihatları, temelde vahyin rehberliğine dayanır. Fıkıhta gerçek anlamda kanun koyucu Allah’tır. Kulların görevi, ilahî hükmü araştırıp ortaya çıkarmaktır. Bu sebeple ictihat, yeni bir hüküm koymak değil; mevcut ilahî hükmü deliller ışığında keşfetmek olarak anlaşılır.
Diğer hukuk sistemlerinde yaptırımlar genellikle dünya hayatı ile sınırlıyken, İslam hukukunda müeyyideler hem dünyevî hem de uhrevî boyut taşır. İyi niyetle kanuna itaat sevap kazandırırken, itaatsizlik uhrevî sorumluluğa yol açar. Böylece hukuk, sadece maddî yaptırımlarla değil; iman, vicdan ve kulluk bilinciyle de desteklenmiş olur.
İslâm’da hükümler kaynağını vahiyden alan dört temel esasa dayandırılır. Bunlara "Edille-i Şer'iyye" (Şer'i Deliller) adı verlir.
1. Kur’an-ı Kerim: İslam hukukunun birinci ve en temel kaynağıdır. Bütün hükümlerin esasını teşkil eder.
2. Sünnet: Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri ve takrirlerinden oluşur. Kur’an’daki hükümleri açıklar, detaylandırır ve uygulamalı olarak gösterir.
3. İcma: Hz. Peygamber’in vefatından sonra herhangi bir dönemde yaşayan müçtehit âlimlerin, dinî bir meselenin hükmü üzerinde görüş birliğine varmalarıdır.
4. Kıyas: Hakkında açık hüküm bulunmayan bir meselenin, illet (gerekçe) birliği sebebiyle hükmü bilinen benzer bir meseleye kıyas edilerek çözümlenmesidir.
Fıkhın Kapsadığı Konular
Fıkıh ilmi, insan hayatını bir bütün olarak ele alır ve konularını üç ana başlık altında inceler:
1. İbadât: Namaz, oruç, zekât ve hac gibi Allah’a karşı yerine getirilmesi gereken kulluk görevlerini; bunların şartlarını, rükünlerini ve geçerlilik esaslarını konu edinir.
2. Muamelât: İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenler. Evlenme, boşanma, miras, ticaret, alışveriş, borç, kira gibi aile ve borçlar hukukuna dair meseleleri kapsar.
3. Ukubât: Toplum düzenini korumak amacıyla suç sayılan fiilleri ve bunlara uygulanacak cezaları ele alır. Bu hükümler; can, mal, akıl, nesil ve din emniyetini korumayı hedefler.
Başlıca Dört Hak Fıkıh Mezhebi
İslam coğrafyasının genişlemesi ve yeni meselelerin ortaya çıkmasıyla, müçtehit âlimler Kur’an ve Sünnet ışığında farklı ictihatlar ortaya koymuşlardır. Bu süreçte çeşitli fıkıh mezhepleri oluşmuş, Ehl-i Sünnet içerisinde dört mezhep yaygınlık kazanmıştır:
· Hanefî Mezhebi: İmam Ebû Hanîfe’nin rahimehullah (ö. 150/767) görüşlerine dayanır. Türkiye, Balkanlar ve Orta Asya’da yaygındır.
· Mâlikî Mezhebi: İmam Mâlik’in rahimehullah (ö. 179/796) görüşleri etrafında şekillenmiştir. Kuzey Afrika’da yaygındır.
· Şâfiî Mezhebi: İmam Şâfiî’nin rahimehullah (ö. 204/820) ictihatlarına dayanır. Türkiye’nin doğusu, Mısır ve Güneydoğu Asya’da yaygındır.
· Hanbelî Mezhebi: Ahmed bin Hanbel’in rahimehullah (ö. 241/855) görüşlerine dayanır. Özellikle Arap Yarımadası’nda etkilidir.
Özet olarak; Fıkıh, İslam dininin amelî hükümlerini delillerinden çıkararak insan hayatını düzenleyen vahiy kaynaklı bir hukuk sistemidir. Sadece ibadetleri değil; sosyal, ekonomik ve cezai alanları da kapsar. Kur’an ve Sünnet’e dayanan bu sistem, hem dünya düzenini hem de ahiret sorumluluğunu gözeterek insanı maddî ve manevî yönleriyle koruyan bütüncül bir hukuk anlayışı ortaya koyar.