İslâm dini, insanın huzurunu ve güvenliğini korumayı esas alan hükümler koymuştur. Kadının yolculuğu hakkında ortaya konulan hükümler de bu anlayışın bir parçasıdır. Özellikle eski dönemlerde yolculuklar günümüzde olduğu gibi güvenli ve kolay değildi. Uzun süren seferler sırasında eşkıya tehlikesi, konaklama problemleri ve çeşitli güvenlik riskleri bulunuyordu. Bu sebeple İslâm âlimleri, kadının yanında kendisini koruyacak bir mahrem ile yolculuk yapmasını önemli görmüşlerdir.

Fıkıh kaynaklarında, kadının üç günlük yol mesafesine denk olan uzun bir sefere mahremsiz çıkmasının caiz olmadığı ifade edilmiştir. Bu konuda âlimler büyük ölçüde ittifak etmişlerdir. Çünkü Resûlullah ﷺ, kadının yanında mahremi olmadan sefere çıkmamasını tavsiye etmiş; böylece onun emniyetini ve vakarını muhafaza etmeyi hedeflemiştir.

Bunun yanında kısa mesafeli yolculuklarda farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hanefî mezhebinde İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf, mahremsiz yolculuğu uygun görmemiş ve mekruh kabul etmişlerdir. İmam Muhammed ise yol güvenliğinin sağlandığı durumlarda daha müsamahalı davranmıştır. Bu görüş ayrılığı, İslâm hukukunun meseleleri değerlendirirken şartları ve toplum yapısını dikkate aldığını göstermektedir.

Günümüzde ulaşım araçlarının gelişmesi ve güvenlik imkânlarının artması sebebiyle bazı asri âlimler daha farklı değerlendirmelerde bulunsa da, birçok ilim ehli ihtiyatlı davranmanın daha uygun olduğunu ifade etmektedir. Çünkü İslâm’ın koyduğu hükümler yalnızca bir yasak anlayışı değil; insanı koruma ve fitneden uzak tutma gayesi taşımaktadır.

Netice olarak, kadının mahremsiz yolculuğu meselesinde asıl hedef; emniyetin, iffetin ve dinî hassasiyetin korunmasıdır. Müslüman kişi, hem yaşadığı dönemin şartlarını hem de dinin tavsiye ettiği ihtiyat ölçüsünü birlikte değerlendirmelidir.

Kaynaklar:

El-Fetâvâ’t-Tatarhâniyye, c. 2, s. 15-16.

Sahih-i Buhari, “Taksîr”, 4.

Sahih-i Müslim, “Hac”, 413-424.