İnsan hayatı, söz ve davranışların sorumluluğu üzerine kuruludur. İslâm hukukunda bu sorumluluğun en belirgin tezahürlerinden biri de yemindir. Yemin, kişinin bir işi yapma veya terk etme hususunda Allah’ı şahit tutarak verdiği ciddi bir sözdür. Bu yönüyle yalnızca dil ile söylenen bir ifade değil, aynı zamanda kul ile Rabbi arasında ahlâkî ve dinî bir bağdır.

Ancak insan, yaratılışı gereği unutabilen bir varlıktır. Bu durum, özellikle ibadet ve sorumluluk alanında bazı soruları beraberinde getirir. Bunlardan biri de, yapılan bir yeminin unutularak bozulması hâlinde kefaret gerekip gerekmediğidir. Fıkıh mezhepleri bu meseleye farklı açılardan yaklaşmış ve çeşitli değerlendirmelerde bulunmuştur.

Hanefî mezhebine göre, yeminini bozan kişi bu fiili hangi durumda gerçekleştirirse gerçekleştirsin—kasıtla, hata ile, unutarak ya da zorlanarak—yemin kefareti ile yükümlüdür. Çünkü burada esas olan, yeminin fiilen bozulmuş olmasıdır. Kişinin niyeti veya hatırlama durumu, sonucu değiştirmemektedir. Bu yaklaşım, yeminin bağlayıcılığını güçlü bir şekilde vurgulamakta ve kişinin sözlerine karşı daha dikkatli olmasını hedeflemektedir. Böylece yemin, sıradan bir ifade olmaktan çıkar, ciddi bir sorumluluk haline gelir.

Buna karşılık Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri, meseleyi daha çok irade ve kast çerçevesinde ele alır. Onlara göre bir kimse, yeminini unutarak bozmuşsa bu durum gerçek anlamda bir “hanis” (yeminini bozmuş kimse) sayılmaz. Çünkü ortada bilinçli bir ihlal yoktur. Unutma hâlinde kişi, yaptığı yemini bilerek çiğnememiştir. Dolayısıyla bu durumda kefaret gerekmez. Bu görüş, insanın unutkanlık özelliğini dikkate alarak sorumluluğu kast ile sınırlandırmaktadır.

Her iki yaklaşım da İslâm hukukunun farklı yönlerini ortaya koyar. Hanefîler, sorumluluğun fiilin sonucunu esas alırken; Şâfiî ve Hanbelîler daha çok niyet ve bilinci merkeze almaktadır. Bu da fıkhın, insan davranışlarını değerlendirirken hem dış dünyayı hem de iç dünyayı birlikte ele aldığını göstermektedir.

Sonuç olarak, yemin konusu Müslüman için son derece hassas bir alandır. Mezhepler arasındaki bu farklılıklar, bir kolaylık ve rahmet kapısı olmakla birlikte, kişinin sözlerine dikkat etmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez. En güvenli yol, gereksiz yere yemin etmemek ve edilen yemine sadık kalmaya özen göstermektir. Çünkü yemin, kulun Allah ile kurduğu sözlü bir ahittir ve bu ahdin korunması, müminin sorumluluğunun bir parçasıdır.

KAYNAKLAR:

İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/369.

Nevevî, Ravzatü’t-Tâlibîn, 1/276.

Merdâvî, el-İnsaf fî Ma‘rifeti’r-Râcih mine’l-Hilâf, 9/114.