Deneme

İnsan Olmanın Yolu

"İnsan olmanın yolu, önce kendi içindeki çözülmemiş meselelerle yüzleşmekten geçer. Kendi gölgeleriyle hesaplaşmadan başkalarına karşı gerçek bir iyi niyet beslemek mümkün değildir. Bu zorlu yolculukta insana rehberlik edecek olan şey, bilge bir pusuladır."

“Kötülüğe iyilikle karşılık vermek, bir peygamber ahlakıdır.”

İnsanlık tarihi boyunca süregelen en temel tartışmalardan biri, insan doğasının özünde iyi mi yoksa kötü mü olduğudur. Thomas Hobbes’a göre insan, doğuştan bencil bir varlıktır; sürekli rekabet eden, güvensiz ve şan-şeref arayışında olan bir türdür. Hobbes bu düşüncesini “İnsan insanın kurdudur.” sözüyle özetler. Oysa Jean-Jacques Rousseau, bu görüşe karşı çıkarak insanın ilkel ve doğal hâlinde iyi olduğunu; onu yozlaştıranın medeniyetin getirdiği mülkiyet anlayışı ve ahlaki bozulma olduğunu savunur.

Bu iki zıt düşünce arasında süregelen tartışma, bize “insan olmanın” ne anlama geldiğini yeniden sorgulatır. Modern çağda ne yazık ki çoğu zaman kötülük el üstünde tutulurken iyilik küçümseniyor, hatta ahmaklık olarak görülüyor. Oysa bir çağın en büyük imtihanı, tam da bu şartlar altında iyiliğe sahip çıkabilmektir.

İnsan olmanın yolu, önce kendi içindeki çözülmemiş meselelerle yüzleşmekten geçer. Kendi gölgeleriyle hesaplaşmadan başkalarına karşı gerçek bir iyi niyet beslemek mümkün değildir. Bu zorlu yolculukta insana rehberlik edecek olan şey, bilge bir pusuladır.

Bir dervişe sormuşlar:
“İnsan nasıl insan olur?”
Derviş şöyle yanıtlamış:

“Üç büyük adım atmak gerekir. Sana kötülük düşünenlere ve kötülük yapanlara kötülük düşünmemelisin. Bu, insan olma yolunda attığın ilk adımdır ve en zorudur. İkinci adım, sana kötülük yapanlara bile iyilik yapabilmendir; bu, nefsinin sınırlarını aşmaya başladığının işaretidir ve o zaman hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında fark gözetmediğin, tüm insanlığı aynı merhametle kucakladığın o erdemli hâle ulaştığında, gerçek insan olursun.”

Oysa iyilik, pasif bir duruş değil; bilinçli ve aktif bir eylemdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”
(Âl-i İmrân Suresi, 104)

Bu ayet, iyiliğin sadece bireysel bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Aliya İzzetbegoviç’in şu sözü de bu anlayışı pekiştirir:

“Kur’an-ı Kerim, ‘İman et ki iyi insan olasın’ demiyor; ‘İyi insan ol ki iman etmiş olasın’ diyor.”

Bu ifade, iyiliğin imanın sonucu değil, bizzat kendisi olduğunu gösterir. İnsan olmanın en zor adımı ise, yapılan kötülüğe sabırla direnmek ve mümkünse iyilikle karşılık vermektir. İnsanlardan fazla şey bekleme; hatasız insan arama hevesini bırak. Eğer kimse kusurlu olmasın dersen, hayatında kimse kalmaz. İnsanları eksikleriyle sevmelisin. Zira iyi bir yaşam, sadece doğru insanı bulmakla değil, her durumda doğru insan olabilmekle mümkündür.

İnsanın yolculuğu, aslında iyiliğe doğru bir tekâmül yolculuğudur. Nikos Kazancakis’in meşhur sözleri bu gerçeği derin bir bilgelikle ifade eder:

“Bir zamanlar diyordum: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır, bu Yunanlıdır... Şimdi akıllandım, artık insanlara şöyle bakıyorum: Bu iyi adamdır, bu kötü adamdır... Ve yaşlandıkça buna da bakmamaya başladım. İyi ya da kötü olsun, hepsine acıyorum…”

İnsan, her gün yeniden doğabilir; yeter ki bunu isteyebilsin. Kötülük yeryüzünde sonsuz olabilir, ama şefkat, merhamet ve güzellik de sonsuzdur. Kendini iyi olmaya, her durumda iyilikle karşılık vermeye zorla. Ama unutma; iyi insan olmaya çalışırken başkalarına iyi davrandığın kadar, en çok kendine iyi davranmalısın.

Çünkü insan olmak, bu sonsuzluğu kendi içinde keşfetmektir.