Bismillah, Elhamdulillah, es-Salâtu ve’s-Selâmu ale Rasulillah…
İnsanlık tarihi boyunca ekonomik hayat, zamana göre sürekli değişmiş; alışverişte kullanılan araçlar da bu değişimden payını almıştır. Bir dönem takas yöntemi hâkimken, ardından kıymetli madenler devreye girmiş; nihayet devlet güvencesine dayanan kâğıt paralar ve elektronik bankacılık sistemleri hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bugün ise dijital çağın getirdiği yeni imkânlar, mal ve hizmet alışverişinde farklı araçları gündeme taşımakta; özellikle “kripto para” adı verilen dijital varlıklar geniş halk kitlelerinin dikkatini çekmektedir.
Fıkıh her çağda iktisadî araçların hükmünü “belirsizlikten uzak olma”, “aldatma içermeme”, “haksız ve sebepsiz kazanca yol açmama” gibi esasları ölçü alarak değerlendirmiştir.
Paranın Meşruiyetindeki Temel Ölçü
Kullanıcılar arasında değişim veya kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle güven veren her türlü paranın kullanımı caizdir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken asıl mesele; para olarak bilinen aracın üretiminde, tedavülünde ve taraflar arasındaki muhataplık niteliğinde ağır belirsizlik (garar) bulunup bulunmadığıdır. Aynı şekilde, bu aracın bir aldatma vasıtası hâline getirilip getirilmediği ve sebepsiz zenginleşmeye yol açıp açmadığı da önemlidir.
Son yıllarda ortaya çıkan ve birbirinden farklı çok sayıda çeşidi bulunan kripto paraların hükmü de bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Buna göre:
· Kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan,
· Aldanma ve aldatma riski yüksek olan,
· Herhangi bir otorite (devlet/merkez bankası) güvencesi bulunmayan kripto paraların kullanımı caiz değildir.
Bu hükmün sebepleri şöyle açıklanabilir:
Alışverişte Mal ve Para Unsurunun Şart Olması
Alışverişin sahih olabilmesi için, ya bir malın/ menfaatin başka bir mal/ menfaat ile değişimi ya da bunların para karşılığında el değiştirmesi gerekir.
Dijital varlıkların mal veya menfaat niteliği taşımadığından, klasik anlamda alışverişe konu olmaları mümkün değildir.
Kâğıt paraların alışverişte geçerli olmasını sağlayan temel unsur, devletler tarafından –özellikle merkez bankaları eliyle– muteber kabul edilmesi ve güvence altına alınmasıdır. Bugün itibariyle kripto paralar böyle bir teminattan yoksundur; devletler tarafından para birimi olarak kabul edilmemektedir. Bu sebeple kripto paraların mal karşılığında “ivaz aracı” olarak kullanılması caiz görülmemiştir.
Elden Çıkarma Meselesi (Şafiî Mezhebi Açısından)
Şafiî mezhebine göre, alışverişi caiz olmayan bir şeyi (mal olarak kabul edilmese de) elden çıkarma (رَفْعُ اليَدِ) veya tahsis hakkından vazgeçme (رَفْعُ الإخْتِصَاصِ) yoluyla para karşılığında devretmek mümkündür. Bu itibarla elinde dijital varlık bulunan kimse, bu varlığı para karşılığında elinden çıkarabilir.
Zekât Hükmü
Yukarıda belirtilen gerekçeler sebebiyle kripto paralar asli olarak zekâta tâbi değildir. Ancak mal sayılmamakla beraber elden çıkarıldığında para karşılığı elde edilmesi ve değer değişiminin ticaret malına benzeyen bir nitelik taşıma ihtimali sebebiyle; kişi dijital varlığını sattığında elde ettiği meblağı esas alarak, havl ve nisap şartları gerçekleşiyorsa 1/40 (%2,5) oranında zekât vermesi ihtiyatlı bir görüş olarak kabul edilmiştir. Aynı gerekçeyle, kripto paraların bizzat zekât olarak verilmesi de caiz değildir.
Sonuç olarak, değişen ekonomik şartlar ve yeni dijital araçlar karşısında ölçü; belirsizlikten uzak, aldatmaya kapalı ve güven temeline dayalı işlem yapmaktır. Kripto paralar mevcut hâliyle bu şartları taşımadığından para olarak kullanılmaları caiz görülmemiş; ancak (Şafiî mezhebine göre) elde mevcut olanların para karşılığında elden çıkarılmasına cevaz verilmiş ve satış sonrası elde edilen meblağ üzerinden ihtiyaten zekât verilmesi uygun görülmüştür.
Kaynaklar:
İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/272;
Bekrî ed-Dimyâtî, İʿânetu’t-tâlibîn, 3/54.