Bismillah, Elhamdulillah, es-Salâtu ve’s-Selâmu ale Rasulillah…
Ramazan ayının bereketini yaşadığımız bu mübarek günlerde hakkıyla oruç tutabilmemiz için İmam Gazâlî’nin (rahimehullah) “orucun sırları” üzerine söylediği hususları tefekkür etmemiz gerekmektedir. O, orucu bedeni terbiye eden bir uygulamadan ziyade, kalbi Allah Teâla’ya yaklaştıran çok katmanlı bir yolculuk olarak ele alır. Bu yolculuğun mertebeleri vardır ve her mertebe, insanın iç dünyasında yeni bir kapı aralar.
İmam Gazâlî’ye göre oruç üç derecedir;
Birincisi, herkesin bildiği ve uyguladığı avamın orucudur. Bu oruç, mideyi ve şehveti helâl sınırlar içinde tutmakla sınırlıdır. Şüphesiz bu da değerlidir; ancak sadece başlangıçtır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değildir. Aç kalan bedenle birlikte, serbest bırakılan göz, dil ve kalp orucun manevi sınırlarını ihlal eder.
İkincisi, havâssın (salihlerin) orucudur. Bu mertebede oruç, sadece mideyi değil, bütün azaları kuşatır. Göz harama kaymaz, kulak günaha kulak vermez, dil yalan, gıybet ve kırıcı sözlerden korunur. El ve ayak, Allah Teâla’nın razı olmadığı yerlere yönelmez. İmam Gazâlî’nin ifadesiyle bu, “azaların orucu”dur. Çünkü oruç, haramdan kaçınma bilinciyle tamamlanır. Helâl lokmadan uzak durup haram fiiller işlemenin, saray yapıp bir şehri yıkmaktan farkı yoktur. Oruç, gün boyu taşınan edeple kemale erer.
Bu mertebenin de adabı vardır: Gözü haram bakışlardan sakınmak, dili suskunluk ve zikirle terbiye etmek, kulağı günaha ortak olmaktan korumak, iftarda ölçüyü kaçırmamak ve gündüzü uykuyla tüketmemek… Çünkü orucun gayesi, nefsi zayıflatmak, şehveti kırmak ve kalbi inceltmektir. Gün boyu aç kalıp akşamında aşırı doyurulan nefis, bu gayeden nasibini alamaz. Açlığın ardından lezzetlere boğulan mide, şehveti bastırmak yerine daha da azdırır.
Üçüncü ve en değerli derece ise havâssü’l-havâssın orucu, yani kalbin orucudur. Bu mertebede kalp, Allah Teâla’dan başka her şeyden uzak tutulur. Dünyevî hesaplar, gereksiz kaygılar ve hatta iftar planları bile kalbi meşgul ettiğinde, bu oruç zedelenmiş sayılır. Çünkü bu makamda kul, rızkını planlamaktan bile vazgeçip Allah Teâla’ya tam bir tevekkülle yönelir. İmam Gazâlî, oruçluyken iftarı düşünmenin bile, Allah Teâla’nın fazlına güven eksikliğine işaret ettiğini söyler. Peygamberlerin, Sıddıkların ve Allah Teâla’ya en yakın kulların makamıdır.
Oruç, bu bakışla ele alındığında, Kadir Gecesi de başka bir anlam kazanır. İmam Gazâlî’ye göre bu gece, kalbin önündeki perdelerin aralandığı, ilahî hakikatlerden bir şeylerin sezildiği andır. Ancak mide dolu, kalp dünyayla meşgulse bu sırra erişmek mümkün değildir.
Son olarak İmam Gazâlî, orucun kabul edilip edilmediği endişesinin de bir edep olduğunu hatırlatır. Mümin, iftardan sonra kalbini endişe ile ümit arasında tutmalıdır. Ne kendinden emin olmalı ne de ümitsizliğe kapılmalıdır. Çünkü ibadet, ancak bu dengeyle ubudiyete (kulluğa) dönüşür.
Hülâsa, İmam Gazâlî’nin işaret ettiği oruç; mideyi aç bırakmak değil, her türlü zâhirî ve bâtinî günahlardan sakınmak, kalbi mâsivâya kapatıp Hakk’a açmaktır.
Kaynak: İhyâ Ulûmi’d-dîn, 1/234.