Bismillah, Elhamdulillah, es-Salâtu ve’s-Selâmu ale Rasulillah…
İnsan hayatı, zamanın sıradan akışı içinde çoğu zaman fark etmeden yıpranır. Günlük telaşlar, dünyevî meşguliyetler ve kalbi dağıtan sayısız etken, insanı özünden uzaklaştırabilir. İşte Ramazan ayı, bu dağınıklığı toparlayan, kalbi yeniden inşa eden ilâhî bir mevsimdir. O, takvimde yer alan sıradan bir ay değil; ruhu arındıran, hayatı anlamlandıran bir diriliş mevsimidir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Şaban ayının son gününde ashâbına hitaben Ramazan’ın kıymetini şu sözlerle bildirmiştir: “Ey insanlar! İçerisinde bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bulunan şanı yüce Ramazan ayı yaklaşmıştır. Cenab-ı Hak bu ayın gündüzünde oruçlu olmayı farz, gecesini ise ibadetle geçirmeyi sizler için faziletli kılmıştır. Yalan söz ve haramlardan uzak durmayan kişinin açlığına ve susuzluğuna Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, “Savm” 1903)
Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem Şaban ayının son günlerinde Ramazan’ı müjdelemesi, bu ayın ne denli büyük bir nimet olduğunu gösterir. İçinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini barındıran bu mübarek ay, gündüzü farz olan oruçla, gecesi ise teravih ve vitir namazları gibi ibadet ve kulluk şuuru ile değer kazanır. Ancak Ramazan’ın asıl mesajı, sadece aç kalmak değildir. Yalan sözden, haramdan ve kötülükten uzak durmayan bir kimsenin açlığı ve susuzluğu, hakiki anlamda oruç değildir. Gerçek oruç; bedenle birlikte kalbin, dilin ve bütün azaların da Allah’a yönelmesidir. Helale riayet, haramdan sakınma ve ahlâkî olgunluk, bu ibadetin özünü oluşturur.
Ramazan’ın önemini artıran en büyük husus ise Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda indirilmiş olmasıdır: “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır.” (Bakara 185). Bu ay, bereketlerin adeta bir araya toplandığı bir rahmet deryasıdır. Yıl boyunca elde edilen hayırlar, Ramazan’daki feyiz ve bereketin yanında bir damla mesabesindedir.
Bu hakikati büyük İslam âlimi İmam-ı Rabbânî rahimehullah Mektûbât’ında veciz bir şekilde ifade eder. O, Ramazan’da kazanılan kalp huzurunun bütün seneye sirayet edeceğini; bu ayda kalbin dağınık olmasının ise yıl boyu sürecek bir huzursuzluğa sebep olabileceğini belirtir. Yine ona göre bu ayın bereketlerinden mahrum kalmak, büyük bir kayıptır. Kur’an’ı hatmetmenin sünnet oluşu da bu kemâlât ve bereketleri elde etmeye vesile olmasındandır.
Ramazan aynı zamanda Kur’an ile yeniden buluşma zamanıdır. Onu okumak, anlamak ve hayatla buluşturmak; insanı kemale ve berekete ulaştıran bir vesiledir. Bu ayda yapılan ibadetler, gösterilen sabır ve sergilenen güzel ahlâk, insanın iç dünyasında köklü bir değişim başlatır. Bu itibarla Ramazan, insanı hem Rabbiyle hem de kendi iç dünyasıyla yeniden buluşturan müstesna bir zaman dilimidir. Onu hakkıyla idrak eden için bu ay, geçici bir misafir değil; bütün bir ömrü aydınlatan bir rehber olur. Bu sebeple Ramazan’ı karşılamak, aslında rahmeti, bereketi ve kalbî dirilişi karşılamaktır.






