Dünya sürekli bir değişim içerisinde ve insanda buna ayak uydurmak zorunda bırakılıyor. Peki, bu duruma nasıl gelindi. Bütün insanların ruhunu emmesine rağmen halen içi boş olan bu modernite nedir. Öncelikle bu işin biraz tarihinden bahsedelim.
Siz buna aydınlanma deyin veya Rönesans olsun veya şirin gözükmesi için zihinlere yerleştirilen başka bir isim ben buna bir nevi modern kölelik gözüyle bakıyorum. İlk başlangıcı İtalya’dır. Sonrasında ise bilimin gelişmesiyle yayılmış ve Avrupa’da duruma hâkim olmuştur. Tabi bu aydınlanma sürecinde insanın daha erdemli olması gerekirken aksine insanlık kendini kaybetmiştir. İlk yüzyılı göreceli olarak iyi hoş geçen bu çağdaşlaşma hareketi sonrasında kapitalizmin doğuşuyla yerini barbarlığa bırakmıştır. Artık keşfedilen her icat ve her düşünce insanlığa bir yararı olması amacıyla değil, bu düzeni beslemek ve büyütmek içindi. Kitleleri kontrol etmek için farklı isimler altında ama aynı amaca hizmet eden ideolojiler çıktı. Batının insanları daha ilk aşamada sözde çağdaş oldular. Ama bir sorun vardı. Bütün dünya çağdaşlaşmalıydı. Ya da çağdaşlık adı altında batıya hizmet etmeliydi. İşte burada sömürgeler dönemi başladı. Batılı beyaz adam tüm dünyaya kendince bir adalet sundu. Ama karşılığında insanı insan yapan her şeyi istiyordu. Çünkü kapitalizmin dini, ırkı, ya da bir kültürü yoktur, amacı tekdüze bir insancılıktır. Sana sürekli yeni şeyler sunar ve akımlar ortaya çıkar herhalde buna moda diyorlar. Tatbikî gösterim biçimi farklıdır aracıları vardır. İnsanlarda koyun psikolojisiyle bunu takip ederler. Sonuç ise sürekli beslenen bir para ağıdır. Her on yılda bir öncesinin modası küçük değişiklerle yeniden servis edilir yani üretici bir sistem de değildir. Zaten amaç üretmek değil ne olursa olsun sistemin devamlılığını sağlamaktır. Bu sistem aynı zamanda sürekli kendine bir düşman bulur. Bazen bu düşmanı kendisi üretir. Bazen de dinlerle savaşır. Bu gibi savaşların başlıca silahı medyadır. Medya öyle bir silahtır ki onunla herkesin ağzına bal çalıp istediğiniz düşünceye yönlendirebilirsiniz. Sonuçta izlediği TV kanalının zihniyetine sahip ‘’me’’leyen milyonlarca koyun ve her birinin karizmatik bir çobanı vardır. Ve onun yaptıkları hep güzeldir. Dedik ya bu sistemin dini yok burada olay kölelik diye işte burada kişi çoktan köle olmuştur. İlla din istiyorsan sana din olarak hümanizm seçilmiştir.
Günümüze geldiğimizdeyse modernite her zamankinden daha vahşi yeni düşmanı ise İslam. Aslında yeni bir düşman değil 1400 yıldır bir savaş var ancak şuan daha önce bulamamış olduğu fırsatlara sahip bir modernite var. Çünkü İslam’ı yaşayan kitlelerin de artık zihinleri etkilenmeye başlamış. Müslümanların bir halifesi Osmanlı gibi bir hami devleti kalmamış. Müslüman adam artık çok yalnız. Çünkü İslam birliği bozulmuş. Herkes kendi derdinde Çoğu İslam ülkesi kendini kapitalizme teslim etmiş. Ve artık ruhları ölmüş.
İşte modernite, ruhsuz peki insanların her şeyini alırken ruhlarını da alıyor hala nasıl ruhsuz. Çünkü ruhlarını alıyor ve onu kendi hamuruyla karıştırıyor sonuçta ise bir şey kalmıyor. Zaten modernistlerin birçoğu ateisttir. Ve ruhu kabul etmezler. Onlar için her şey madde ve maddiyatçılıktır. Bu çerçevede zihinleri de boş bir kutudur. Amaç madde planında kapitalizme köle olan insanı ruh planında yok etmektir.
İşte burada iş sana düşüyor genç adam, burada saldırı altında olan senin ruhun, dinin, istikbalin. Burada, yığınları kontrol edecek ancak senin ufkun ve düşüncelerin. İçindeki şuurla dolmalı hücrelerin. Dolmalı ki gün gelince İslam diyarları açsın bahar çiçekleri…