Asr-ı Saadet, insanlığın karanlıktan aydınlığa çıktığı, zulmün yerini adaletin, nefretin yerini merhametin aldığı eşsiz bir dönemdir. Bu dönemin en büyük öğretmeni şüphesiz ki Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). Onu takip eden sahabeler ise gökyüzündeki yıldızlar misali yol gösterici olmuş, ümmete örneklik teşkil etmişlerdir.

Sahabe kavramı üzerinde farklı tanımlar yapılmıştır. Hadis âlimleri, sahabeyi Hz. Peygamber’i görüp imanla vefat eden kimseler olarak tarif ederken; usul âlimleri bu tarifi daha daraltmış, onunla uzun süre beraberlik, hadis rivayeti veya seferlere katılma gibi şartlar aramışlardır. Bu farklı tanımlar, sahabeliğin ne kadar kıymetli bir vasıf olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber, “İnsanların en hayırlısı benim asrımda yaşayanlardır. Sonra onları takip edenler, sonra da onların ardından gelenlerdir.” buyurmuştur. Bu söz, sahabenin değerini ortaya koyar. Tarihçiler ve âlimler sahabeleri çeşitli gruplara ayırmış, özellikle İbn Sa’d ve en-Neysâbûrî’nin tasnifleri dikkat çekmiştir.

Asr-ı Saadet’in son yıldızı kabul edilen Ebü’t-Tufeyl Âmir b. Vâsile el-Leysî, Hz. Peygamber’i gören son sahabi olmasıyla bilinir. Çocuk yaşta Resûlullah’ı görmüş, Veda Haccı’nda elinde asa ile ümmeti selamlarken onu izlemiştir. Onun, Hz. Ali’ye duyduğu derin sevgi ve bağlılık, hatta ayrılığın ardından dile getirdiği özlem dolu sözler kaynaklarda aktarılmaktadır. Şairlik yönüyle de bilinen Ebü’t-Tufeyl, oğlunun şehadeti üzerine söylediği mersiyesiyle hafızalarda yer etmiştir. Rivayet ettiği hadisler Kütüb-i Tis’a’da ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer alır.

Ebü’t-Tufeyl’in vefatıyla birlikte Asr-ı Saadet’in canlı şahitliği tarihe karışmıştır. Onun hatırası, sahabenin yol göstericiliği ve iman sadakatiyle birlikte bugün hâlâ ümmete ışık tutmaktadır. O, Resûlullah’ın nurlu asrının son yıldızı olarak hafızalarda yaşamaktadır.