Hayal kalesinden düşerken, kalemle düşündüm
Şiirin akrobatik akbabalarını, kelleme üşürdüm
Herkesin övündüğü vasıflarla, benliğim yerinirken
Düşüncesiz geçen zamanda, emaneti düşürdüm
Hayatın toz tanesini, acındırarak büyütemezsin
İnsanlar birbiriyle yarışıyor bahane tramva’larda
İmtihana ağlamayı bırakmazsan, büyüyemezsin
Acizliğimi bilince, bindim selâmetin tramvay’ına
Parayla ölçülmeyen değerler, paraya kurban ediliyor
Allah’tan korkanların hakkı, enayi sanılarak yeniliyor
Ahirete yönelmek isteyenler, geçim kaygısıyla eziliyor
İlâhî cezânın nihâi hedefi, günler geçtikçe yenileniyor
Defolu sevgilere pahalı fiyatlar biçilmiş, alıcısı yok
İffet doyurucu ekmeğimizdi, ama artık herkes tok
Kolay zenginlik uğruna bol keseden harcanıyor artık;
Mizanda hesabı verilecek imkanlar.. Sanki sevap çok.
Yolculuk benimle başlamadı, bana ait olanı ise bitecek.
Dünyanın süsleri, bir avuç toprakla gözlerinde yitecek.
Senin sandığın hayatta, kukla olduğunu fark ettiğin an;
İş işten geçecek belki, zira ölüm ansızın başına gelecek.
Mâhir olmadığın konularda, ârifâne ahkâm kesme çalışma
Yoksa huzuru ilâhî’de pişmanlığın Olur, ‘keşke sorsaydım’,
Zebanilerin dahi sağır olacağı, cehennemin meydanında
Son çığlığın ‘Keşke bende hayvanlar gibi toprak olsaydım’
Sanma ki, Toprağının altı, üstünden aydınlık olacak!
Gecikmişliğin gizli yılanı, her bir ânını çığlıkla ısıracak.
Toprak, özünü kaybeden çürümüş bedenine şaşırırken
Toprağına ekilecek hatıra güller dahi acılarınla solacak.






