Ne feryad edersin divâne bülbül diye sordular
Gülü, gülüşümde kaybetmiş olduğumu unuttular
Aşk senin neyine diye mahzûn sevgime vurdular
Kılıçtan keskin olan yorgun şiirlerimi unuttular.
Asırlık feryâdım, bir toyluk isyanı gibi görülür.
Aşk dolu Mısralar, pişmanca zihnimde dövülür.
(Ağ)Yâr için Yaradan hakkını çiğneyenler övülür
Gülü gönül toprağıma gömdüğümü unuttular
Saf sevgiyi, gönlümün soğuk odalarında ısıttım
Aşk diye yutturulan süslü masallardan sıkıldım.
Aşkımı, kör şehvetin kirli hayallerinden sıyırdım.
Gözyaşlarıyla gönlümü kuruttuğumu unuttular.
Güle gidecek tüm yolların ihtimallerini düşündüm,
Yolun ortasında benle olmayan aklımı düşürdüm
Firkat korkusuyla yanar, vuslat hayaliyle üşürdüm
Gül için, yoldan vazgeçip döndüğümü unuttular.
Aşka ulaşmak için Buzdan merdivenler yaptılar
Yalanlarını haykıran şiirlerimi bir hışımla yaktılar.
Aşkın, külfetsiz bulutlarında neşeyle yaşarlarken,
Atmosferden kendimi hiçliğe attığımı unuttular
Nefsin esaretini Ruhun özgürlüğüne tercih ettiler.
İffetin nazenin tohumunu şeytanın aşkına yedirdiler
Ahireti hatırlatan helalden gözlerini öfkeyle çektiler.
Feryadımın bir sanrı değil, sancı olduğunu unuttular.
İnsanlar düşmanlarını dışarıda umutsuzca aradılar
Kusuru kabul edip kendi iç âlemlerine bakamadılar.
Ebedî düşmanım olan emmâre nefsim ve şeytanlar,
Bu âcizin de Kudretli Bir Sahibi olduğunu unuttular.






