Tarihimiz boyunca hazırlanan bütün anayasalarımız, aileyi Türk toplumunun temeli olarak nitelendirmiştir. Aile, hem ilkel hem de gelişmiş toplumların vazgeçilmez yapı taşıdır. Her aile, üyelerinin mutluluğu için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek zorundadır. Çünkü ahlaklı bireylerden oluşan bir aile, güçlü bir toplumu; güçlü bir toplum ise sağlam bir devleti meydana getirir.

Ailede sevgi ve saygının eksikliği, toplumsal dokunun çözülmesine neden olur. Bu yüzden aile sadece bir barınak değil, aynı zamanda insan ruhunun ilk mektebidir. Düşünürlerin birçoğu bu kutsal kurumu eserlerinde derinlemesine ele almış; özellikle Mahir İz Hoca, “Din ve Cemiyet” adlı eserinde aileyi toplumun kalbi olarak nitelendirmiştir.

Mahir İz’e göre, evlenen kadın kendi şahsiyetini kaybetmemeli; aile içindeki hiyerarşi sevgi, hürmet ve ölçü üzerine kurulmalıdır. Kadının asli görevi, kendi evini düzenlemek, çocuğuna ve eşine karşı sorumluluklarını yerine getirmektir. Ancak bu görev, hürmet sınırlarını aşmadan yerine getirilmelidir. Mahir İz, ailede huzurun ölçüsünü şu sözlerle açıklar:

“Her aile reisinin bilmesi gereken, o ailenin meşru vazifesinin neler olduğudur. Ana baba hakları sıkça konuşulur ama karı koca hakları ihmal edilir. Bencil ve dediğim dedik aile reisi, aile yapısını temelden sarsar.”

Nikâhın ve evliliğin ciddiyetini de özellikle vurgular. Evlilik, şaka veya alaya alınacak bir kurum değildir. Çünkü aile, yalnızca iki insanın değil, iki kalbin, iki soyun ve iki kültürün birleşimidir. Boşanmanın ise sadece bireysel değil, toplumsal bir yara olduğunu söyler.

Çocuğun Cemiyetteki Yeri

Mahir İz, “Din ve Cemiyet”te aileden sonra çocuk terbiyesi üzerinde durur. Şair Abdülhak Hâmid’in “Çocuğa kim demiş küçük bir şey, belki de en büyük bir şey” sözüyle çocukların toplumun geleceği olduğunu hatırlatır.

Bir köylünün “dokuz tane vardı” diyerek ölen çocuklarını sayması, toplumun en kıymetli varlığı olan çocuğun aslında bir milletin istikbali olduğunu gösterir. Mahir İz’e göre, tıpkı öğretmen ve imam gibi, ebe ve sağlık görevlileri de toplumun temeli için hayati önemdedir.

Ebeveyn, çocuğuna sadece dini bilgileri değil, aynı zamanda sağlık, temizlik ve kişisel beceriler konusunda da örnek olmalıdır. Çünkü çocuk ihmal edilirse, telafisi mümkün olmayan zararlar doğar. Çocuğun kıymeti bilinmeden bir cemiyetin yükselmesi imkânsızdır.

İyi Öğretmenin Önemi

Çocuk ilkokul çağına geldiğinde, aileye düşen en önemli görevlerden biri de, onu doğru bir öğretmene teslim etmektir. Bilgili, ahlaklı ve vicdan sahibi bir öğretmen, bir çocuğun hayatında derin izler bırakır.

Mahir İz’e göre, aile çocuğunun eğitimine ilgisiz kalırsa, çocuk “bilgisizlik seline” kapılır. Bu da hem aileyi hem de toplumu yıkar. Mehmet Akif Ersoy da öğretmenin ahlaki ve milli değerlerle donanmış olması gerektiğini şu sözlerle dile getirir:

“Muallim ordusu derken çekirge orduları çıkarsa ortaya, artık hesap edin zararı.
Muallimim diyen olmak gerektirir ki; imanlı, edepli, liyakatli ve vicdanlı olsun.”

Bu sözler, öğretmenliğin bir meslek değil, bir vicdan görevi olduğunu ortaya koyar. Öğretmen, sadece bilgi aktaran değil, bir ruh mimarıdır.

Aile, cemiyet ve öğretmen; toplumun üç temel sütunudur. Bu üçü arasındaki bağ zayıflarsa, toplumun vicdanı da yara alır. Ailedeki bir çatlak, toplumu sarsar; toplumun bozulması ise devleti işlevsiz hale getirir. Bu yüzden güçlü bir toplum, sevgiyle yoğrulmuş ailelerde ve vicdanıyla görev yapan öğretmenlerde filizlenir.