İnceleme - Araştırma

Türk’ün Kanadı At: Bozkırdan Osmanlı’ya Uzanan Yol

Eski çağlarda, Türklerin sosyal ve ekonomik yapısı atlı, konar-göçer kültüre dayalıydı. Türk toplumunun iktisadî, siyasi ve kültürel alanda varlığı açısından at önemli bir yere sahiptir.

Eski çağlarda, Türklerin sosyal ve ekonomik yapısı atlı, konar-göçer kültüre dayalıydı. Türk toplumunun iktisadî, siyasi ve kültürel alanda varlığı açısından at önemli bir yere sahiptir. Atlar, asalet timsali olmakla birlikte, Kızılelma’ya varan yolda, pusatlarını bileğileyip, oklarını keskinleştiren Türklerin yoldaşı olmuşlardır. At sadece bir binek olarak kullanılmakla kalmamış, duygusal bağlar da kurulmuştur. At; bozkırdır, türküdür, koşudur, sıladır, yoldaştır, nal sesidir, nişânedir. Eski Türk destanlarında geçen “yaya erin umudu olmaz” sözünü benimseyen Türkler, şanlı tarihimizde atları yâren bilmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de Âdiyat ve Enfâl surelerinde at zikredilmektedir.

“Andolsun o harıl harıl koşan atlara, o -tırnaklarıyla- çakarak ateş çıkaranlara, sabahleyin baskın yapanlara, tozu dumana katanlara, bununla bir topluluğun tâ ortasına girenlere ki, muhakkak insan rabbine karşı çok nankördür.” (Âdiyat, 1-6.)

“Siz de onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve -cihad için- bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah’ın bildiği diğerlerini korkutasınız.” (Enfâl, 60.)

Nitekim İslâmiyet’in yayılmasında at önemli bir rol oynamıştır. Bazı Hadis-i Şerifler’de de atlardan bahsedilmektedir.

“Kıyamete kadar atların alnında hayır vardır.” (Buhârî, “Menâḳıb”, 28), “Allah yolunda samimi niyetle cihad için bir at yetiştirene bir şehid sevabı verilir.” (İbnü’l-Kelbî, s. 10), “Bereket atların alınlarındadır.” (Nesâî, “Ḫayl”, 6)

Atı evcilleştirerek insanlığın hizmetine sunan Türklerdir. Türk ile atın birbirini tamamlayan iki unsur sayıldığı hususu, IX. asrın meşhur İslâm müellifi Câhiz tarafından da ifade edilmiştir: “Türk’ün silâhı, hayvanı, koşum takımları ile ilgili her şeyi yanında bulunur... Öyle at sürer ki onun dışındakiler geride kalır ve Türk hızla koşan at üzerinde dört yana ok atar... Türk atını kendisi terbiye eder, yetiştirir, adını söyleyince atı onu takip eder... Türk’ün ömrünün fazlası atı üzerinde geçer... Türk hem çoban, hem seyis, hem cambaz, hem baytar, hem süvaridir... Hülâsa bir Türk başlı başına bir millettir...”

Attan faydalanabilmek için ihtiyaç duyulan, binmeyi kolaylaştıran üzengi ve atı istenilen istikamete sevketmeyi sağlayan gem, ata hâkim olmayı daha mümkün kılmıştır. Türkler atı birçok deyimle anmışlardır. Bunlardan bazıları; at, aygır, kulan ve yunddur.

Türkler tarafından ata verilen değer çok büyük idi. Selçuklu sultanları, saraylarından çıkınca mutlaka ata binerlerdi. Atın rengi özel olarak seçilir, daha çok beyaz renk tercih edilirdi. Bu sistem Osmanlı döneminde de uygulanmış, Büyük Selçuklu’nun ikinci imparatoru olan Sultan Alparslan gibi, Fâtih Sultan Mehmet’in atı da beyaz olmuştur. At Osmanlı’da taşımacılık ve haberleşmede büyük etken olmuştur. II. Abdülhamid Han da atlara olan tutkusu ile bilinmektedir. Kimi zaman sarayda atları gezdirir ve tek atlı bir faytonla cuma selamlığına çıkardı.

Abdülhamid Han’ın Ferhan isimli özel bir atı bulunuyordu. Bu değerli Arap atı aslında Bağdat’ta bir aşiret reisine aittir. Yerel bir çatışma esnasında yaralanan sahibini dişleriyle çekerek ölümden kurtarınca atın namı İstanbul’a kadar ulaşır. Sultan Abdülhamid, bu sadık hayvanın kendisi için satın alınmasını ister. Durumdan haberdar olan atın sahibi ise beyaz küheylanını sultana hediye olarak gönderir. Ferhan, İstanbul’a gelmeden önce Yıldız Sarayı’nda kendisi için giriş kapısı at nalı şeklinde tasarlanmış özel bir ahır inşa edilir. Bu kapının üzerinde ahırın Ferhan’a ait olduğunu gösteren bir levha asılır.

Kır küheylan Ferhan, sadakatiyle olduğu gibi, binicisi yanına yaklaştığında kendini hafifçe öne eğmesiyle de ün salmış hisleri güçlü bir attır. Abdülhamid, Ferhan’ı çok severdi. Aralarındaki bağ çok özeldir. Neredeyse her gün Ferhan’ın sırtında gezi yapardı.

Kaşgarlı Mahmud’un dediği gibi; “At Türk’ün kanadıdır.”

Kaynakça:

1) Tdv
2) Türk Kültüründe At, Çağdaş Atcılık, Prof. Dr. Emine Gürsoy