Ardı sıra dizilmiş kilit taşları, ince hesaplarla planlanmış köprüler, demiri büken gökdelenler bizlere ne anlatıyor? Peki ya evren? Her geçen gün yeni bir keşfe sahne olan bu işleyiş, bize gerçekten bir tesadüf gibi mi geliyor? Yoksa aklın kabul edemediği bir beyin oyunu mu bu?

Evrende müşahede ettiğimiz nizam; hikmetten yoksun, amaçsız ve rastgele bir vakıanın eseri değildir.

Allah’ın Varlığı ve Gaye-Nizam Delili

Allah (c.c.)’ın varlığına dair hudûs ve imkân delillerinden sonra meseleyi nizam deliline getirdiğimizde karşımıza net bir tablo çıkar: Evrende müşahede ile sabit olan bu düzen, tesadüfi bir kozmik savrulmanın değil, bilinçli bir tercihin ve bir gayenin sonucudur. Bu kadar hassas bir düzenin kör bir tesadüften çıkması, aklın kabul edeceği bir şey değildir.

Kozmosta Mikro ve Makro: İnayet Delili

Evrendeki kurulu düzen ve varlıklar bütünü, insanın varlığına ve devamlılığına hizmet eder. Dünya atmosferinin kalınlığından azot-oksijen dengesine kadar her unsur, Güneş'in zararlı ışınlarını tam kararında süzecek hassasiyettedir. Yaşanacak milimetrik bir sapmanın bile dünyayı kavurucu bir yanmaya veya dondurucu bir soğuğa hapsedecek olması, bu delilin ve ardındaki inayetin en bariz göstergesidir.

Her Şey Bir Ölçü İledir

Örnekleri biraz sıradanlaştıracak olursak; insanın iç kimyasındaki DNA (basite indirgenemez karmaşıklık) ve protein sentezi süreçleri kusursuz nizamın dakik noktalarındandır. İmam Gazali (r.a.)'nin örnek verdiği “ön dişlerin kesici, arka dişlerin öğütücü olması” bir tesadüfün eseri olabilir mi?

Nizam, ilk müşahede ile sabit olan bir düzen olsa da; sistemin kendi içindeki ve sistemler arasındaki uyumu, gereksiz tek bir parçanın dahi bulunmaması ve her şeyin bir amaç etrafında şekillenerek sapmadan insanın faydasına çalışması, yaratıcının varlığını açıkça ortaya koyar. Bu özellikleri kapsayan bir Yaratıcıyı inkar etmek, aklın düpedüz inkarıdır.

Mesela, bir sistemin işlemesi için on parçaya ihtiyaç olduğunu ve bir tanesinin bile eksikliğinde sistemin işlevsiz kaldığını düşünelim. Böyle bir sistemin evrensel süreçte tesadüfen, parça parça oluştuğunu iddia etmek; istikrarı, uyumu, süreci ve faydayı değil, doğrudan aklı inkar etmektir.

Modern Biyoloji ve Bilimin İddiası

Evrende bilinçli bir görünümün (teleonomi) varlığını kabul edip de bu amaçlı görünümü mümkün kılan yasaları, başlangıcı belirleyen ve koşulları birbirine uyumlu hale getiren o mutlak iradeyi inkar etmek, bilim adı altında cehaletin dibini boylamaktır.

Varlıkların oluşumunu tanrısız delillendirdiğimizi varsaysak bile, bu nizamı kurup insana elverişli kılan akli etken nedir? Âlim, irade sahibi ve Kâdir bir Tanrı tasavvurundan başka hiçbir şey değildir. Kısacası, klasik bir işleyişten bahsedilebilse de, işlevsel bir inşadan "Tanrısız" bahsedilemez. Evrimin veya bilimsel süreçlerin kendi içindeki işleyişi delillendirilebilse bile, bu durum bir "üst çerçevenin" inkarını gerektirmez; aksine, bizlere bu süreçlerin muazzam uyumundan yola çıkarak doğrudan o Yaratıcının varlığını gösterir.

Evreni Okuma ve Derin Argüman

Formel olarak ifade edilebilen evren denklemi, deneyle doğrulanabilen bir tekrar, kavramsal uyum ve akılla okunabilen bir kozmosun, akılsız bir temele dayanması; akıl sahibi hiçbir varlığın ciddiye alamayacağı türden bir yanılsamadır.

Maddenin özünden haberdar olan her birey; maddenin kör, sağır, şuursuz olduğunu ve iradesizlikle bile vasıflanamayacak derecede bu niteliklerden yoksun bulunduğunu bilir. Öyleyse, kendi başına en ufak kompleks bir sistemi bile inşa etmekten aciz olan maddenin, koca kozmosu meydana getirdiğini iddia etmek aklın ihmali değil, doğrudan katlidir.

Velhasıl; mikrodan makroya kadar her zerrede müşahede edilen bu nizam ve inayet, kör bir savrulmanın değil, mutlak bir iradenin tecellisidir. Zira kusursuz işleyen bir sistem, yalnızca işleyişiyle değil; gayesi, ölçüsü ve hikmetiyle de kendisini kuran Kudret’i gösterir. Bu sebeple evren, başıboş bir varlık yığını değil; tesadüflerin oyun alanı değil; Âlim ve Kâdir olan Allah (c.c.)'ın kudret sahnesidir.