"Delilin yokluğu, yokluğun delili değildir."

Bir şeyin anlaşılamaması, onun olmadığına bir delil olamaz. Bir varlığın veya bir şeyin yokluğu; ancak onun olmadığını bildiren kesin bir delil ile ispatlanabilir. Çünkü bir şeyin varlığının "anlaşılamaması" ile o şeyin "olmadığının bilinmesi" birbirinden tamamen farklı durumlardır.

Varlığın Anlaşılamaması

Zihin; bir şeyin varlığını, niceliğini ve niteliğini kavrayamayabilir. Hatta kişi, bu durumun verdiği şaşkınlıkla onun varlığına şahit olmadığını ileri sürerek inkâr edip hakikate sırt çevirebilir. "Ben anlamadıysam yoktur" düşüncesiyle o şeyin varlığından yüz çevirir. Ancak bu kimsenin elinde, o şeyin yokluğuna dair hiçbir akli delil, olgu veya nakil söz konusu değildir.

Yokluğun Bilinmesi

Akıl, keskin ve kesin delillerle o şeyin bulunmadığını ve olmadığını ispat edebilir. Birkaç misal ile bu iki durumu açıklayacak olursak:

Hiç tren görmemiş bir köylü düşünelim. Tren, herhangi bir binek veya insan gücü olmadan hareket eden bir araçtır. Bu durum köylüyü hayrete düşürür ve bunun mümkün olup olmadığını sorgulamasına sebep olur. Hatta bir sonraki aşamada, elinde trenin olmadığına dair hiçbir delil bulunmasa da onun yokluğuna hükmetmeye başlar. Zira kendisi, bir hayvana bağlanmadan süratle hareket edecek bir aracı aklıyla anlamlandıramaz.

Bu anlattığımız durum, bir şeyin anlaşılamamasının onun yokluğuna hükmetmek için delil olamayacağına bir örnektir. Bu adamın, trenin varlığını haber vereni inkâr etmesi kendi ahmaklığından değil midir?

Diğer duruma (yokluğun bilinmesine) örnek verecek olursak; on saat sürecek bir tren yolculuğu yapan bir adama, başka birinin henüz birinci saatin sonunda "Tren varmak istediği yere geldi" beyanında bulunması, bu iddianın inkârını gerektirir. Çünkü yolcu, mesafenin ve bu yolculuğun on saatten az süremeyeceğinin (aklen ve fiilen) farkındadır.

Akli İdrak: Sırat Köprüsü Misali

Örnekleri bir üst çıtaya taşıyacak olursak; bize gelen birinin, "Kıyamet günü insanlar Sırat köprüsü üzerinde yürüyecekler ve bu köprü kıldan daha incedir" demesi karşısında insan şaşkınlığını gizleyemez. Çünkü insan daha önce ne kıyamet gününü ne de kıldan ince bir köprüyü görmüştür. Ancak inkâr edecek apaçık bir delili de yoktur.

"Ayaktan daha ince bir şeyin üzerinde insan yürüyemez" diyerek zırvalasa dahi, bir yolun veya köprünün ayaktan kalın olmasının zorunlu olduğuna dair hiçbir akli delil yoktur. Her ne kadar dünyadaki yollar ve köprüler genellikle ayaktan geniş olsa ve insan daha önce böyle bir yapıyı görmemiş olsa bile... İp cambazlarını daha önceden görmüş olabiliriz, ancak yine de ip ile ayağın genişliği asla ayak ile kılın genişliğiyle kıyaslanamaz.

Akıl, Allah’ın âdetini (kâinattaki işleyiş yasalarını) bozabileceğine hükmedebilir. Şüphesiz Allah, insanları en başında âdeten bu şekilde yürüyecek formda yaratandır. İstediği zaman da yürümenin bu âdetini değiştirebilir. Bilinir ki kuşlar da göklerde ayaklarıyla yürümez, kanatlarıyla uçarlar. Sonuç olarak, sırf aklı almadığı için Sırat'ı inkâr edenin, treni inkâr eden köylüden hiçbir farkı yoktur.

Nakli Deliller ve Kesin İnkâr

Yokluğuna hükmettiğimiz durumun naklî misaline gelecek olursak; "Kıyamet gününde velilerin ve Allah dostlarının çocukları, müşrik dahi olsalar azaplandırılmadan cennete girecektir" diyen birini kesin olarak inkâr edebiliriz. Müşrik ve kâfir olanın bağışlanmayacağı, ayetlerde ve hadislerde apaçık bir şekilde beyan edilmiştir.

Tüm bu misaller ile; bir şeyi anlayamamanın, o şeyi inkâr etmeyi gerekli kılmadığını apaçık bir şekilde anlamış oluyoruz. Kısaca tekrar edecek olursak: Adem-i ilim, adem-i vücuda delil olamaz. (Bir şeyin bilinmemesi/kavranamaması, onun var olmadığına delil teşkil etmez.