Bugüne kadar toplumun birçok sınıfından bahsettim. Hepsi de şahsına münhasır özelliklere sahipti. Şimdi yine ayrıştırıcı özellikler olan ama menhec itibari ile diğerleri ile aynı kapıya çıkan başka bir gruptan bahsedeceğim. İçinde Müslüman ve gayri Müslümlerin bulunduğu kafa kesenler grubu. Bu insanların ilk ve en önemli özelliği sert birer laiklik savunucuları olmalarıdır. Şeriat ise onlar için kadınların aşağılandığı herkesin kafasının uçurulduğu geri kafalıların uyduğu bir sistemdir. Peki, bu zatlar şeriata uyan Müslümanlara kafa kesici tabirini kullanırken sen ne için kullanıyorsun derseniz. Ben asıl kafa kesenlerin onlar olduğunu söylüyorum. İlk sebebi bu insanların hakkında hiçbir araştırma yapmadan şeriata ve tabilerine böyle bir yakıştırma yapıp bunu sürekli kullanmaları onları Müslümanlara kafa kesici diyen papağanlar yapar bu lafzı sürekli kullandıkları için onlara da bu tamlamayı sürekli kullanan manasında kafa kesici denir. İkinci olarak her fırsatta dile getirdikleri ve bekledikleri fikre ve yaşama saygı ilkesine kendileri uymayarak insanların yaşam tarzlarına ve fikirlerine saygı duymayarak onları dışlamak ve manipüle etmek yoluyla kesiyorlar. Fikir ve düşünce kafadan çıktığına göre mecazen kafa kesen onlar oluyor.

Bu insanları biraz tanıdıktan sonra şimdi de şeriattan ve bir Müslümanın (ki bu kitlenin içinde de Müslümanların olduğunu söylemiştim) şeriata nasıl bakması gerektiğinden bahsedelim. Öncelikle bir Müslümanın ben şeriat istemiyorum deme lüksü yoktur. Şeriat Allah-u Teâlâ’nın koyduğu kurallardır. İman eden bir Müslümanın bunlara uyması farzdır. Çünkü Müslüman kişi iman etmesiyle İslam’ın şartlarını da kabul etmiş olur ki şeriatta bu şartların bütününü tafsilatıyla ifade eden olgudur. Şeriat ve İslam ayrılmaz bir bütündür. Şeriatı ayrı ele almak isteyenler İslam’dan bahsedemez bu yeni bir din gibi olur. Şeri kuralları inkâr eden, aşağı gören, dalga geçen kişinin imanının sıhhati sorgulanır. Peki, kendisine Müslüman diyen bir kişi nasıl olurda şeriat istemiyorum diyebilir. Bu sözler sadece cahillikle açıklanabilir mi. Yoksa başka etkenlerde mi var. Tabi ki var toplumumuzun buna benzer bütün cahil topluluklarında olduğu gibi bu kitlenin de çağdaş rehberleri var. Günümüz insanlarının hayat kitabı ve modern dünyanın en önemli silahları olan sosyal medya, televizyon vb. mecralar yine başrolde. Kafasını kitap yerine ekrana gömen günümüz Müslümanları dinini de bu yerlerden öğreniyor. Onların öğrettiği kadar Müslüman oluyor. Böylece modern dindarımız hem kendine Müslüman diyor hem de din karşıtlığının temellerini atan laikliği çağımızın bir gereği gibi görüp benimsiyor. Acaba bu arkadaşlar bu laiklikte ne buluyor. Yoksa bu sihirli bir kelime mi? Söyleyen kişileri çağdaş ve modern bir medeniyete mi ışınlıyor. Ya da ağızlara sakız olmuş popülaritesi sayesinde mi bu kadar mühim geliyor kulaklara? Neyse…

İktisadi ve fenni ilerlemenin geçmiş ile köprüleri yıkmayı gerektirdiğini düşünen bu kitle için açık açık söyleyemeseler de İslam şeriatı geçmişe takılı kalmış bir söylevdir. (Zaten sözde reform hareketleri de bu aklın ürünüdür.) Hatta sözde çağdaşlıkları önünde en büyük engeldir. Böyle dar kafalı ve beyin donduran sonuçlara ancak İslam’ı tanımamış öğrenememiş bir kişi ulaşabilir. Hâlbuki bu şahıslar kafalarından kılıç hülyalarını çıkarıp İslam’ın kıyamete kadar sürecek mesajını anlamaya çalışıp doğru kaynaklardan araştırsa; Terakkinin kuru bir taklitçilikle değil, İslam ile mümkün olacağını görecektir.

Peki, bu şartlar altında Müslümana nasıl bir iş düşüyor. Öncelikle bu insanların dar pencereli bakış açılarının açılmasına çaba sarf etmek gerekir. Bu iş de karşı tarafı odaklanıp onu azarlayarak değil önce Müslüman kişinin kendini rol model olarak görmesiyle başlar. Yani olay yine bizde başlar. Kişi, şeriatı kendi tatbik edecek ki diğer insanlar da çeşitli güçler tarafından fonlanan terör örgütlerine bakarak şeriatı okumasın. Karşıt insan Müslüman kişiyi gördüğünde ‘’İşte gerçek Müslüman böyle olur, kendini düzen sağlayıcı sananlar bizi medyada gösterdikleri kiralık katillerle kandırmaya çalışıyorlar’’ desin. Tabi tüm bunlara rağmen hala burnunun dikine giden kalbi mühürlü, inatta keçiyi aratmayacak kişilerde olacaktır. Onlara verilecek en iyi cevap lekum dinukum ve liye din deyip çekilmektir. Bu bir kaçış değil akıl sağlığımız için bir gerekliliktir. Çünkü ne kadar uğraşılsa da o kişiler için bir ikna yolu bulunamayacaktır. Nasıl bulabiliriz ki!

Allah Teala’nın Selamı üzerinize olsun.