“Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.” – Montaigne
Hedefi olmayan birinin hayatı, tıpkı denizde sürüklenen bir şişe gibidir; nereye gideceği, suyun akıntısının ve rüzgârın esintisinin insafına kalmıştır. Ne kadar güçlü olursa olsun akıntının ve esintinin yönüne göre savrulur, sonunda bir kıyıya vursa bile oraya bilinçli bir seçimle değil, tesadüfen varmıştır. Oysa asıl güç, yelkenlerini açıp yönünü belirlemekten geçer. Hedef, o yelkeni açmanızı sağlayan ve adımlarınıza anlam katan yegâne şeydir. Hedefiniz olduğunda hayatınızda bir taslak oluşur. Her sabah uyandığınızda neyi inşa edeceğinizi, hangi tuğlayı koyacağınızı bilirsiniz. Bu, sadece bir başarı hikâyesi yazmak değil, aynı zamanda kendinize duyduğunuz saygıyı pekiştirmektir. Çünkü kendini boşa harcamayan insan, kendine en büyük değeri vermiş demektir.
Peki, sizin hayat taslağınızda ne var?
Bugün birçok insan başarısız olduğu için değil, yönsüz olduğu için yorgundur. İçlerinde parlayan ışık, tonlarca toprağın altında kalmış bir mücevher gibi sessizce bekler. En büyük engel, dış dünyanın gürültüsüdür. Sosyal medyanın dayattığı sahte başarı hikâyeleri ve bitmek bilmeyen "ne olmalı" listeleri, bizi kendi iç sesimizden uzaklaştırır. Bu gürültüde bir hedef belirlemek cesaret işidir. Çünkü bir taslak, aynı zamanda bir sorumluluktur. Başarısızlık ihtimalini gösterir. Oysa asıl başarısızlık, hiç taslak çizmeden hayatı gelişine yaşamaktır. Çünkü taslağı olmayan bir bina rüzgârda ayakta duramaz. Ufak bir sarsıntıda yara alabilir. Hedef sizin sığınağınızdır. Size yön verir, düştüğünüzde tekrar ayağa kalkmanız için bir sebep sunar ve her şeyi daha anlamlı kılar.
Bu dünyada üç tip insan vardır: Birincisi, ne için var olduğunu bilmeden sadece günü dolduran, savrulan gayesizler. Onların en büyük sıkıntısı, anlık mutluluklara bağımlı kalmaları ve derin bir boşluk hissiyle yaşamalarıdır. İkincisi, gaye gerektiğini bilip sürekli konuşan ama ilk adımı bir türlü atmayanlardır. Onların yelkenleri vardır ama rüzgârı beklerken o rüzgârın kendi nefesleri olduğunu unuturlar. Bu kişiler teoride uzman, pratikte ise eylemsizdir. Üçüncüsü ise her sabah hedefle uyanan, her akşam ona bir adım daha yaklaşmanın huzurunu yaşayanlardır. Tıpkı her fırça darbesini bir şahesere dönüştüren ressam gibi onların her eylemi anlamlıdır.
"Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur." – Hadis-i Şerif
Unutmayın, bir hedef belirlemek bu hedefin mükemmel olacağı anlamını doğurmaz. Önemli olan, hangi yöne ilerlediğinizi bilmektir. Bu bazen bir şehri gezmek, bazen bir dil öğrenmek, bazen de sadece her gün 10 dakika meditasyon yapmaktır. Hz. Peygamber'in de belirttiği gibi niyetiniz sağlam olduğunda o niyetin sizi hedefe ulaştıracak yolları bulacağını biliriz. Hayatta gerçekten bir hedefiniz varsa zaman geçmez. Geceler heyecandan uykusuzlukla geçer. Sabahlar sizi yatağınızdan kaldırır.
Kendinize şunu sorun: Yarın sabah beni yataktan kaldıracak olan şey nedir? Eğer cevabınız yoksa o taslağı çizmenin tam zamanıdır. Çünkü uğruna yorulmaya değer bir niyeti olan hiçbir zaman boşta ve zorda değildir. Hedef, insana hayat verir.






