Bismillah, Elhamdulillah, es-Salâtu ve’s-Selâmu ale Rasulillah…
Hayat bazen insanı hiç beklemediği yolların başına getirir. Kimi zaman kişi kendisini yabancı bir şehirde / alışık olmadığı şartlarda imkânsızlıkların ve belirsizliklerin ortasında bulabilir. Hz. Musa’nın (aleyhisselâm), hayatını kurtarmak amacıyla Firavun’dan kaçarak Medyen’e vardığında yaşadığı durum da buna benzerdi. Medyen’e ulaştığı günün sabahında ne kalacak bir evi ne bir işi ne de geleceğe dair bir fikri vardı.
Musa (aleyhisselâm), bütün bu belirsizliklerin ortasında tam bir teslimiyet ile Rabbine yönelerek acziyet ve çaresizlik içinde şöyle dua etti:
"رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ"
“Rabbim! Bana indireceğin (lütfedeceğin) her türlü hayra gerçekten muhtacım.” (Kasas 28/24)
Musa (aleyhisselâm) daha sonra karşılaştığı ihtiyaç sahibi iki kadına hiçbir karşılık beklemeden yardım ederek hayvanlarını suladı. Bu iki kadın Hz. Şuayb’ın kızlarıydı; ancak Musa (aleyhisselâm) bunu bilmiyordu. Ardından bir ağacın gölgesine çekilip tevekkülle Rabbine iltica etti.
Kıssanın devamını ayet-i kerime şöyle anlatıyor: “Derken o iki kadından biri, utangaç bir eda ile yürüyerek ona geldi ve: ‘Babam, bizim için sulama yaptığının karşılığını vermek üzere seni davet ediyor’ dedi. Musa onun yanına gelip başından geçenleri anlatınca, o da: ‘Korkma! Zalimler topluluğundan kurtuldun’ dedi.” (Kasas 28/25)
Hz. Musa (aleyhisselâm) yapayalnız ve çaresiz olarak başladığı günün akşamında kendini Hz. Şuayb’in himayesinde buldu. Onu kızlarından biriyle evlendirdi, ona kalacak bir yer ve iş verdi. Böylece on yıl sürecek peygamberliğe hazırlık süreci de başlamış oldu.
Bu kıssa, kulun sebeplerin tükendiği yerde Rabbine yönelmesinin ne büyük neticeler doğurabileceğini göstermektedir. Musa (aleyhisselâm) Medyen’e ulaştığında elinde hiçbir dünya nimeti yoktu; fakat kalbinde Rabbine karşı sarsılmaz bir güven vardı. O, kapıların kapandığını gördüğünde insanlara değil, kapıları açan Allah Teâla’ya yöneldi.
Tasavvuf ehlinin ifade ettiği gibi, “kul bazen mahrumiyet zannettiği şeylerin içinde ilâhî lütufların saklı olduğunu göremez”. Allah Teâlâ kulunu kimi zaman istediği şeylerden mahrum bırakır; fakat bununla onu daha büyük ihsanlara hazırlar. Hz. Musa’nın yaşadığı hâl de böyledir. O gün yalnızlık gibi görünen şey, aslında ilâhî terbiyenin başlangıcı; belirsizlik gibi görünen şey ise büyük bir geleceğin habercisiydi.
İnsan çoğu zaman dua ederken sadece içinde bulunduğu sıkıntının giderilmesini ister. Hâlbuki Allah Teâlâ bazen duaya, kulun beklediğinden çok daha geniş ve hayırlı bir şekilde icabet eder. Hz. Musa bir lokma rızka, bir gece kalacak yere muhtaçtı; Allah Teâla ona emniyet, aile, iş, dostluk ve peygamberliğe hazırlık olacak bereketli yıllar nasip etti.
Bu sebeple mümin, hayatının en karanlık anlarında bile ümidini kaybetmez. Çünkü bilir ki Allah Teâla’nın rahmeti, kulun göremediği yerlerden akıp gelir. Bazen bir dua, kaderin yönünü değiştiren bir başlangıç olur. Bazen bir iyilik, umulmadık kapıların anahtarına dönüşür. Bazen de her şeyin bittiği sanılan bir an, Allah’ın yeni bir lütfunu başlatmak için seçtiği vakit olur.
Kulun vazifesi, neticeyi görmek değil; dua ile Rabbine yönelmek, sebeplere sarılmak ve ardından tevekkül etmektir. Zira Allah Teâla’ya güvenen kimse bilir ki kapanan kapıların ardında da Allah vardır, açılacak kapıların anahtarı da O'nun elindedir.