Kalemi kımıldattı "Söz" ne zaman ki ses verdi çamura
Can yerleşti tene, “Kün” den önce yoktu ses
Gölge hükümran değildi toprağa
Biçim tutmamıştı, boşluğu doldurmamıştı "Hiç"
Göğse sığdırılmamıştı, dudaktan dökülmemişti nefes

Nurun yoktaki aksi, saf renksiz gökkuşağı
Topraktan önceki sır, akıl yatıştığında zahir
Yalnızlığın mahşeri, teninde bir münzevi
Gözlerden konuşan söz, ressama resimden bakan göz
Rüzgârsız bir esinti, yelkeni buluttan gemi

Denize dökülen inci, geceye saçılan yıldız
Suda saklı kıvılcım, suyun ateş sevgisi
Suyun başında serap, şekli olmayan yara
Adı bilinmeyen tat, tarifi olmayan renk
Saza sığmaz musiki, şekle girmeyen ahenk

Hiçe dikilen gömlek…