Tarih Bilinci

İlim, İrşad ve Cihad Yolunda Bir Ömür Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî

Doğu Anadolu’nun yakın dönem ilim ve tasavvuf tarihinde müstesna bir yere sahip olan Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî, ilmiyle meclisleri susturan, tasavvufuyla gönülleri dirilten, savaş, sürgün ve hapis şartlarında dahi ilimden taviz vermeyen örnek bir âlim ve mürşiddir. Onun hayatı, ilmin yalnızca medrese duvarları arasında değil, hayatın her safhasında nasıl yaşandığının canlı bir şahididir.

Köklü Bir Nesep, Taşınan Bir Sorumluluk

1299/1881 yılında Bitlis’in Norşin ilçesinde dünyaya gelen Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî, ilim ve irfanla yoğrulmuş bir hanenin ilk evladı olarak dünyaya gözlerini açtı. Babası Şeyh Fethullah Verkanisî el-Fârûkî, bölgenin yalnızca tanınmış bir âlimi değil; ilmiyle amel eden, yetiştirdiği talebelerle çevresine yön veren bir mürşid idi. Uzun yıllar çocuk sahibi olamayan bu ailenin Alâuddin ile buluşması, adeta ilmin kesintiye uğramayan bir zincir hâlinde devam edeceğinin işaretiydi.

Nesebi, Mardin’de metfun bulunan ve Zûliyye Tarikatı’nın piri kabul edilen Sultan Şeyhmus lakabıyla maruf Şeyh Musa Mardinî’ye, oradan da Hz. Ömer’e (r.a.) uzanmaktadır. Bu nesep, Şeyh Alâuddin’in şahsiyetinde bir soy övüncünden ziyade, ağır bir mesuliyet bilinci olarak tezahür etmiş; ilmi ve ahlâkı bu sorumluluğun gölgesinde şekillenmiştir.

İlmin Dizinin Dibinde Büyüyen Bir Çocuk

Şeyh Alâuddin, daha çocuk yaşlarda ilim meclislerinin havasını solumuş, babasının ve onun mürşidi olan Şeyh Abdurrahman et-Tahî’nin yanında ilmin yalnızca bilgi değil, edep ve istikrar meselesi olduğunu öğrenmiştir. İlk tahsilini Şeyh Abdurrahman et-Tahî’nin yanında tamamladıktan sonra babasının rahlesinde yetişmiş; burada hem zahirî ilimleri hem de ilmin vakarını içselleştirmiştir.

Daha sonra eniştesi Molla Abdülkerim’den ders almaya başlamış; klasik medrese müfredatını sabır ve titizlikle takip etmiştir. Hocası Molla Abdülkerim’in hac yolculuğu esnasında yeniden babasının yanına dönmüş; bu süreçte Adudüddin el-Îcî’nin Risâletü’l-Vad‘iyye adlı eserini okuyarak usûl ilimlerindeki derinliğini artırmıştır.

Henüz On Yedi Yaşında Bir Yük

Hocasıyla birlikte Hizan’a bağlı İsparit’in Çıronan köyünde ilim tahsiline devam ederken, babasının hastalığının ağırlaştığı haberi kendisine ulaşmıştır. Büyük bir aceleyle Bitlis’e dönmüş; ancak vardıkları gün Şeyh Fethullah’ın vefatıyla sarsılmıştır. Henüz on yedi yaşında olan Şeyh Alâuddin, bir evladın hüznüyle birlikte bir ilim ocağının sorumluluğunu da omuzlarında hissetmiştir.

Ailenin en büyüğü olması ve babasından kalan talebelerin sahipsiz kalmaması adına Bitlis’te kalmayı tercih etmiş; hocası Molla Abdülkerim de evini buraya taşıyarak onun ilim yolculuğunu yarım bırakmamıştır. Bu dönem, Şeyh Alâuddin’in hem ilmen hem de şahsiyet bakımından olgunlaştığı bir eşik olmuştur.

İcazetle Tescillenen Bir Derinlik

Tahsilini tamamladıktan sonra büyük bir topluluk huzurunda icazet alan Şeyh Alâuddin, genç yaşına rağmen ilmî dirayetiyle temayüz etmiştir. Kendisiyle birlikte icazet alan Şeyh Mahmut Karaköyî ile ilgili olarak hocası Molla Abdülkerim’in sarf ettiği sözler, onun ilmî seviyesini ve manevî değerini açıkça ortaya koymaktadır.

İlim yolculuğu boyunca ihtiyaç duyduğu eserleri kendi eliyle istinsah etmesi, onun ilme bakışındaki ciddiyetin bir göstergesidir. Bu gayret, ilerleyen yıllarda çok sayıda eser telif etmesine ve Ohin’de zengin bir yazma eser geleneğinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Meclisleri Susturan Bir Âlim

Babasının vefatından sonra müderrislik yapan Şeyh Alâuddin, kısa sürede çevrede ilmî otorite olarak kabul edilmiştir. Bulunduğu meclislerde sorular özellikle ona yöneltilmiş; verdiği cevaplar, ilmin usulüne uygunluğu ve derinliği sebebiyle itirazsız kabul edilmiştir. Bu hâl, onun yalnızca bilgili değil; meseleleri kökünden kavrayan, muhakemesi güçlü bir âlim olduğunu göstermektedir.

Kapanan Medreseler, Açık Kalan Kapılar

Tevhîd-i Tedrisat Kanunu sonrasında medreselerin kapatılmasıyla Bitlis’ten Ohin’e geçen Şeyh Alâuddin, ilim tedrisatını gizli de olsa sürdürmüştür. Babasının temelini attığı medreseyi geliştirerek Ohin Medresesi’ni - Alâiyye Medresesi’ni - bölgenin ilmî hafızası hâline getirmiştir. Bu medrese, onun şahsında ilmin susturulamayacağının sembolü olmuştur.

İlimle Dengelenmiş Bir Tasavvuf

Şeyh Alâuddin’in tasavvuf anlayışı, ilmi dışlamayan; bilakis onu kemale erdiren bir çizgide şekillenmiştir. Babasının vefatından sonra Şeyh Muhammed Diyaüddin’e intisap etmiş; uzun yıllar hizmet ederek nefs terbiyesini fiilen yaşamıştır. Aldığı hilafet, bu dengeli çizginin tabii bir neticesidir.

Cephede ve Mihrapta Aynı Kararlılık

Birinci Dünya Savaşı’nda Rus ordularının bölgeye ilerlemesi üzerine Şeyh Alâuddin, ailesini emniyete aldıktan sonra talebeleri ve kendisine bağlı aşiret mensuplarından yaklaşık 1200 kişilik bir milis gücü oluşturmuştur. Bulanık ve çevresindeki çatışmalarda fiilen yer almış, ardından Şeyh Muhammed Diyaüddin’in birliğiyle birlikte mücadeleye devam etmiştir. Bu duruş, onun ilmi hayattan kopuk bir zühd anlayışına sahip olmadığını açıkça göstermektedir.

Sürgünde ve Hapiste Bile İlmin İzinde

Şeyh Said olayı öncesinde yapılan davetleri reddetmiş; bu kalkışmanın büyük fitnelere yol açacağını açıkça beyan etmiştir. Bu dirayetli tavrına rağmen İzmir’e sürgün edilmiştir. Sürgün hayatında dahi ilmi faaliyetlerini sürdürmüş; kendisini ziyaret eden âlimler onun ilmî kudretini hayranlıkla müşahede etmiştir.

1930’daki Zilan Deresi olayı sonrasında her hangi bir dahli bulunmazken Gaziantep Hapishanesi’ne gönderilmiş; bir yıl üç ay süren bu hapis hayatında dahi ilimden kopmamış, Nûru’l-Ebsâr adlı eserinin okumasını burada tamamlamıştır.

Sessiz Bir Veda, Derin Bir İz

28 Safer 1369 / 20 Aralık 1949 Pazartesi günü vefat eden Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî, ardında ilimle örülmüş bir hayat, sarsılmayan bir duruş ve nesiller boyu aktarılacak bir miras bırakmıştır. Naaşı Ohin köyündeki aile kabristanında metfundur.

Eserleri

Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî, cem‘, telif, tercüme, şerh ve ihtisar türlerinde kaleme aldığı sekiz eserle, medrese ilimlerine derin katkılar sunmuştur. Eserleri, onun hem klasik geleneğe vukufunu hem de öğretici yönünü açıkça yansıtmaktadır.

Manzûme fî İlmi’l-Hadîs

Hadis usûlüne dair kırk beyitlik manzum bir eserdir. Müellif, el-Beykûnî’nin meşhur manzumesinden istifade etmiş; bazı beyitleri çıkarıp yerlerini değiştirmiş, yeni eklemelerle özgün bir muhtasar ortaya koymuştur.

Celâu’l-Ayn

Yaklaşık 2480 beyitten oluşan bu hacimli manzum eser, Şâfiî fıkhına dairdir. İmritî’nin ve Remlî’nin manzum fıkıh metinlerinden istifade edilerek hazırlanmış; tertip, takdim-te’hir ve eklemelerle özgün bir yapı kazanmıştır. Şeyh Alâuddin’in fıkıh ve nazım kudretini açıkça göstermektedir.

Hidâyetü’s-Sıbyân

Tecvid ilmine dair kaleme alınan bu eser; mahreçler, sıfatlar, meddler ve eda kaidelerini kapsamaktadır. İbnü’l-Cezerî’nin tecvid literatüründen istifade edilerek hazırlanmış, talebeler için öğretici bir muhtasar niteliği taşımaktadır.

Hulâsatü’l-Vad‘

Vad‘ ilmine dair bu risale, Molla Halil el-İs‘irdî ve Molla Ebubekir es-Sûrî’nin eserlerinin özeti mahiyetindedir. Müellif, ihtisarın yanı sıra yer yer açıklamalarla eseri zenginleştirmiştir.

Hulâsatü’l-Beyân

Beyan ilmine dair yazılan bu eser, önceki iki âlimin risalelerini bir araya getirmekle kalmayıp, Şeyh Alâuddin’in yaptığı önemli eklemelerle talebeler için faydalı ve derli toplu bir ders kitabına dönüşmüştür.

Mulahhasü’l-Âdâb

Münazara ilmine dair olan bu eser, Saçaklızâde Mehmet Efendi’nin er-Risâletü’l-Velediyye adlı eserinin ihtisarıdır. Müellif, özetle yetinmemiş; yer yer açıklayıcı notlar eklemiştir. Eser henüz basılmamıştır.

Tehzîbü’t-Tehzîb

Mantık alanında, Teftâzânî’nin Tehzîbü’l-Mantık ve’l-Kelâm adlı eserinden istifade edilerek hazırlanmıştır. Farklı kaynaklardan derlenen faydalı bilgilerle anlaşılır bir özet metin meydana getirilmiştir. Basılmamıştır.

Diğer Çalışmaları ve Notları

Babası Şeyh Fethullah Verkanisî’nin Kürtçe kaleme aldığı Risâletü’l-Küfr ve’l-Kebâir adlı eseri Arapçaya tercüme etmiştir. Ayrıca Şeyh Safvetullah’ın Kitâbu’l-Fünûni’l-Muhtelife adlı eserinde kendisine ait notlar yer almakta; Molla Hasan Efendi el-Muşî’nin Ehzâbu’l-Üstâd adlı eserine de çok sayıda haşiyesi bulunduğu belirtilmektedir.

Şeyh Muhammed Alâuddin Ohinî, ilmi yalnızca öğrenilen bir bilgi değil, taşınan bir emanet olarak gören; bu emaneti savaş, sürgün ve hapis şartlarında dahi terk etmeyen müstesna bir âlimdir. Köklü bir nesebin mirasını ilmî rüsûhiyet, tasavvufî denge ve ahlâkî dirayetle birleştirmiş; medrese geleneğini yalnızca korumakla kalmayıp onu yeni şartlar altında da yaşatmayı başarmıştır.

Yetiştirdiği talebeler, kaleme aldığı eserler ve arkasında bıraktığı ilim halkalarıyla Şeyh Alâuddin, bir dönemin değil, süreklilik arz eden bir ilim ve irfan çizgisinin temsilcisi olarak temayüz etmektedir. Onun hayatı, ilmin mekâna ve zamana hapsedilemeyeceğini; samimiyet ve sebatla yaşatıldığında her şartta varlığını sürdürebileceğini gösteren canlı bir örnektir.