Ohin Medresesi’nin köklü ilim geleneğini XX. yüzyılda devam ettiren Şeyh Safvetullah Ohinî, çocukluğundan vefatına kadar ilimle iç içe yaşamış; hayatını Allah yoluna vakfetmiş, felçli günlerinde dahi kalemini terk etmeyen, sükûneti ve vakarıyla derin izler bırakan mütevazı bir âlim olarak hafızalarda yer edinmiştir.

1360/1939 yılında Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Ohin (Koyunlu) köyünde dünyaya gelen Şeyh Safvetullah, ilim ve irşad geleneğinin kökleştiği bir hanede yetişmiştir. Babası Şeyh Muhammed Mazhar Ohinî, dedesi ise bölgenin en güçlü ilim simalarından biri olan Şeyh Alâuddin Ohinî’dir. Böyle bir silsile içerisinde doğmuş olması, onun için yalnızca bir mensubiyet değil; aynı zamanda ilimle yoğrulmuş ağır bir emanetin yüklenilmesi anlamına gelmiştir.

İlim yolculuğu, henüz çocuk yaşlarda büyük dedesi Şeyh Fethullah Verkanisî’nin temelini attığı Ohin Medresesi’nde başlamış; ömrü boyunca bu çizgiden hiç ayrılmamıştır. Talebeliği devam ederken dahi ders halkalarının içinde yer almış; ilmi sürekli diri tutan bir gayret içerisinde olmuştur. Zahirî ilimleri, amcası ve aynı zamanda kayınpederi olan Şeyh Muhammed Asım Ohinî’nin yanında tamamlamış ve ilmî icazetini ondan almıştır. Tahsilini ikmal ettikten sonra ise yalnızca ilmi muhafaza eden değil; onu üreten, telif eden ve nesilden nesile aktaran bir müderris olarak hizmet vermiştir.

Onun hayatında ilim ile tasavvuf birbirinden ayrılmamış; zahirî ilimlerdeki istikrarını manevî terbiyeyle kemale erdirmiştir. Manevî eğitimini babası ve mürşidi olan Şeyh Muhammed Mazhar Ohinî’nin yanında tamamlamış; babasının vefatından iki yıl önce tasavvuf icazeti almıştır. Daha büyükleri hayatta iken dahi çevresinde bir müracaat mercii olarak görülmüş; insanların meselelerine çözüm üretmekten geri durmamıştır. Bu yönüyle o, sadece bir müderris değil, aynı zamanda güvenilen bir mürşid ve rehber olmuştur.

Hayatı boyunca bütün vaktini ilme, irşada ve hayır yollarına vakfetmiş; Allah’a taat yolunda en küçük bir gevşeklik göstermemiştir. Ne dünya işlerinde ne de ahiret amellerinde bir fütura düşmemiş; her iki sahada da istikamet üzere bir gayret ortaya koymuştur.

Şeyh Safvetullah’ın faziletleri ve kemâli, yalnızca talebeleri tarafından değil, devrinin âlimleri tarafından da açıkça dile getirilmiştir. Yeğeni Molla Selim’in naklettiğine göre, Şeyh Muhammed Asım Ohinî, Ohin Medresesi’nde yetişen pek çok kimsenin ders ve fetva vermeye ehil olduğunu, ancak ilmî derinlik bakımından üç kişinin müstesna bir mertebede bulunduğunu ifade etmiş ve bu isimler arasında Şeyh Safvetullah’ı da zikretmiştir.

Onun hakkında yapılan şehadetlerden biri de dikkat çekicidir. Şeyh Abdurrahman Tâgî hazretlerinin torunlarından Şeyh Masum’un oğlu Şeyh Nureddin, taziye için geldiğinde şöyle demiştir:

“Bir kimse vefat ettiğinde insanlar genellikle ‘iyi bir insandı, fakat şu yönü olmasaydı’ derler. Lakin biz Şeyh Safvetullah hakkında böyle bir şey söyleyemeyiz. Çünkü onun hem dinî hem dünyevî ahlakı bütünüyle güzeldi. Biz onda bir noksanlık görmedik ve buna şahidiz.”

Bu ve benzeri şahitlikler, onun hem ilimde hem ahlakta kemale ulaşmış bir şahsiyet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ömrü boyunca ders, telif ve talim faaliyetlerini sürdüren Şeyh Safvetullah, çok sayıda talebe yetiştirmiş ve icazetler vermiştir. Hayatının son üç yılında felç hastalığına yakalanmasına rağmen, hastalığının hafiflediği anlarda dahi eser telif etmeye devam etmiştir. Kendisine hâli sorulduğunda verdiği “İyiyim, elhamdülillah” cevabı, onun sabır, rıza ve teslimiyetini en veciz şekilde ifade etmektedir. O, ilmi sadece sözle değil, hâliyle de temsil etmiştir.

Zamanının feridi ve talebelerinin göz aydınlığı olan bu büyük âlim, 24 Rebîülevvel’i 25’ine bağlayan gece, 1410 hicrî / 25 Ekim 1989 miladî tarihinde vefat etmiştir. Naaşı, Ohin’de bulunan Sülap mevkiinde, aile kabristanında, babasının ayakucuna defnedilmiştir.

Hayatı gibi vefatı da sessiz olmuş; fakat ardında bıraktığı ilim, irşad ve güzel ahlak mirası, onu tanıyanların kalbinde yaşamaya devam etmiştir.

Eserleri:

Kitâbu’l-Funûni’l-Muhtelife

1402/1982 yılında telif edilen bu eser, medreselerde okunan kitapların doğru anlaşılmasını hedefleyen kapsamlı bir tashih ve açıklama çalışmasıdır. Otuz beş eseri kapsayan bu çalışma, ibare tashihi, i‘rab ve açıklamalar içermekte; Ohin Medresesi geleneğinin ilmî titizliğini yansıtmaktadır. 2012 yılında basılmıştır.

Şerhu Celâu’l-Ayn

Dedesi Şeyh Alâuddin’in feraiz ilmine dair manzum eserine yapılmış bir şerhtir. Metin açıklamalarının yanı sıra örneklerle konuyu zenginleştirmiş; ayrıca feraize dair özel meseleleri ilave etmiştir.

Şerhu Kızıl İcâz

Bediüzzaman Said Nursî’nin Kızıl İcâz adlı mantık eserine yapılmış bir şerhtir. Mantık, kelâm ve yer yer felsefî meselelere açıklık getirmeyi amaçlamaktadır.

Şerhu Manzûme fî İlmi’l-Hadîs

Hadis usûlüne dair manzum bir metin üzerine yapılan bu çalışma, Şeyh Safvetullah’ın hadis ilimlerindeki vukufunu göstermektedir.

Şeyh Safvetullah Ohinî, ilmi yalnızca aktaran değil; onu ahlâk, sabır ve teslimiyetle yaşayan bir âlimdir. Medrese rahlesinde başlayan yolculuğu, eserlerle, talebelerle ve örnek bir duruşla devam etmiş; hastalığın gölgesinde dahi kalemini terk etmeyen bir sadakatle tamamlanmıştır.

Onun hayatı, ilmin yalnızca zihinlerde değil, hâlde ve tavırda kemale erdiğini gösteren canlı bir şahidliktir. Bugün Ohin Medresesi’nin ilmî hafızasında ve talebelerinin gönlünde yaşayan bu miras, sessiz ama derin bir iz olarak varlığını sürdürmektedir.