Çağımızda usûl-i fıkhı yeniden ilim hayatının merkezine taşıma gayretiyle temayüz eden Şeyh Muhammed Hasan Hîtû, yalnızca mesele çözen bir fakih değil; düşüncenin omurgasını kuran bir usûl mimarıydı. O, fıkhı hüküm ezberine indirgeyen yaklaşımlara karşı metodolojiyi esas alan bir zihin terbiyesini savundu. İlmi, dağınık bilgiler yığını değil; tertipli, delile dayalı ve sistemli bir inşa faaliyeti olarak gördü.

Bu yönüyle o, sadece kitap telif eden bir akademisyen değil; talebelerine düşünmeyi öğreten bir mürebbi, fetvayı sorumluluk bilinciyle kuşatan bir ehliyet savunucusu ve ilmî disiplini şahsiyetle birleştiren bir ilim adamıydı. Onun mücadelesi, hüküm üretmekten önce ölçü üretme mücadelesiydi.

Doğumu ve Ailesi

Şeyh Muhammed Hasan Hîtû, 10 Ekim 1943’te Şam’da doğdu. Hîtû ailesi, Kürtler arasında yaşamış Arap bir aşiret olan Şeyhâniyye koluna mensuptur. Ailenin nesebi, Şeyh Abdülkâdir Geylânî [kuddise sırruhû] yoluyla Hz. Hasan’a [radıyallahu anh] dayanır.

Şeyh’in babası yetim olarak büyümüştür; annesi o dokuz aylıkken, babası ise altı yaşındayken vefat etmiş, onu halası himaye ederek kendisine sahip çıkmıştır. Şeyh’in babasının dedesi, Osmanlı Devleti’nde büyük bir askerî komutandı.

Sayısal Zeka’dan Usûl-İ Fıkha: İlme Doğru Keskin Dönüş

Gençlik yıllarında matematik ve fen bilimlerine yatkındı. Roket ve uzay teknolojisi eğitimi için Almanya’ya gitmeyi planlayacak kadar sayısal zekâya sahipti. Fakat lise yıllarında yönü değişti. Şer’î ilimlere karşı içinde güçlü bir arzu doğdu. Ezher’e gitmek istediğini ailesine açıkladığında babası buna karşı çıktı. Âlimlerin “sadakayla geçindiği” kanaati, onun ilmî yolculuğuna engel olmaya çalıştı.

Fakat Şeyh, Ezher’e gitme konusunda ısrar etti ve ailesine: “Ömrümden bir gün kalsa bile onu Ezher’de ölüp bitireceğim” dedi. Babası bunu reddedince Şeyh, Şam Üniversitesi Şerîat Fakültesi’ne kaydolmak zorunda kaldı. Babası bunu öğrenince öfkelendi ve onu kaydını sildirmeye mecbur bıraktı. Kaydını sildirdi ve hiç istemediği halde Edebiyat Fakültesi Jeoloji bölümüne kaydoldu; fakat kalbi başka yerdeydi. Sonra ailesine Almanya’ya gitmek istediğini söyleyince babası buna sevindi ve onay verdi.

Ancak onun Ezher’de okuma arzusu, babasının ısrarı ve reddinden daha büyüktü. Babasının haberi olmadan Kahire için pasaport çıkardı. 1964 yılında üniversiteyle geziye çıktığını iddia ederek önce Ürdün’e, oradan da Kahire’ye uçtu.

Siyasi şartlar nedeniyle havaalanında geri gönderilmek istendi; direndi. Günlerce bekledi. Nihayet istisnai bir kararla ülkeye girişine izin verildi. Ezher’e kabul süreci de kolay olmadı. Sayısal diploma, şer‘î fakülte için engeldi. Fakat deneme sınavlarındaki başarısı sayesinde kaydolmayı başardı.

İlk yıllarında maddî imkânsızlık içinde yaşadı. Bursu yoktu. Ailesi de emrine karşı geldiği için ona para göndermiyordu. İslâmî ilimleri öğrenme uğrunda fakir bir hayat sürdü. Fakat ilimden vazgeçmedi. Sonunda burs kazandı ve ailesiyle arası düzeldi; böylece kendisini tamamen ilim tahsiline verdi. Usûl-i Fıkıh alanında doktora derecesi alana kadar Ezher’de okumaya devam etti. Ardından Kuveyt’te müderris olarak çalıştı.

Hocaları

Şeyh Muhammed Hasan Hitû, ilim yolculuğunda pek çok kıymetli âlimden ders almıştır; fıkıh alanında Şeyh Şehâte b. Muhammed’den, Tevhid ve Şâfiî fıkhı alanlarında Şeyh Mahmûd Abdüddâim’den, fıkıh, usûl ve tefsir ilimlerinde ise Şeyh Mustafâ Mücâhid Abdurrahman’dan istifade etmiştir. Usûl-i fıkıh ve nahiv derslerini Şeyh Mustafâ Abdülhâlık’tan, yine usûl-i fıkıh Şeyh Abdülganî Abdülhâlık’tan almıştır. Şâfiî fıkhı tahsiline Şeyh Câdülrab Ramazan ile devam eden Şeyh Hitû, ayrıca Şeyh Tâhâ ed-Dînârî ve Şeyh Hasan Vehdân gibi isimlerin derslerine katılmıştır. Hilâf (Mukayeseli) Fıkıh alanında Şeyh el-Huseyn’den, tefsirde Şeyh Kâmil Hasan’dan, nahiv ilminde ise Şeyh Muhammed Amâra ve Şeyh Muhammed Ali en-Neccâr’dan dersler alarak ilmini ikmal etmiştir.

İlmî Kişiliği

Şeyh Muhammed Hasan Hîtû, özellikle Şâfiî mezhebi çerçevesinde usûl-i fıkıh alanında temayüz etti. Onu çağdaşlarından ayıran husus şuydu:

· Fıkhı sadece mesele çözme sanatı olarak görmedi.

· Fıkhın arkasındaki metodolojiyi merkeze aldı.

· Delillendirme sistematiğini disipline etmeye çalıştı.

· Onun için usûl, fıkhın kalbidir. Usûl zayıflarsa fetva da zayıflar.

Üniversitelerde uzun yıllar ders verdi. Kuveyt’te görev yaptı. Fıkıh Ansiklopedisi çalışmalarına katkıda bulundu. Endonezya’daki İmam Şâfiî Üniversitesi’nin kuruluşunda rol aldı.

Şeyh Hîtû, Ehl-i Sünnet geleneğinin ilmî disiplinini koruma konusunda son derece hassastı. Özellikle şu konularda tavizsizdi:

· İlmi olmayanın fetva vermesi

· Metodolojisiz yorumculuk

· Usûl bilmeden nass yorumu

· Popülerlik uğruna ilmî ölçülerin terk edilmesi

Şeyh Hîtû’nun akîde, hadis ilmi ve Arap dili bilimleri gibi çeşitli İslâmî şer’î ilimlere ilgisi ve katkısı bulunmakla birlikte, aynı zamanda bir edebiyatçı ve şâirdir.

Eserleri

Kaynaklarda, Şeyh Muhammed Hasan Hîtû’nun 180’i aşkın kitap ve ilmî araştırmaya imza attığı zikredilmektedir. Bu külliyat, özellikle usûl-i fıkıh ve Şâfiî fıkhı alanında yoğunlaşmakla birlikte; akîde, hadis, tefsir, fıkıh metodolojisi ve çağdaş meseleler gibi farklı sahaları da kapsamaktadır. Eserlerinde ilmî disiplin, delile dayalı muhakeme ve metodik düşünce belirgin bir şekilde öne çıkar. Bazı eserleri şunlardır:

1. el-Hadîsü’l-Mürsel, Hucciyyetühû ve Eseruhû

Mürsel hadisin delil değeri meselesini usûl perspektifiyle ele alır. Rivayet zincirinin kopukluğunun hükme etkisini analiz eder. Hadis-usûl-fıkıh ilişkisini metodik biçimde inceler.

2. el-Vecîz fî Usûli’t-Teşrî‘i’l-İslâmî

İslam hukuk metodolojisine giriş niteliğinde, sistematik bir çalışmadır. Öğrenciler için sade ama disiplinli bir usûl çerçevesi sunar.

3. el-İctihâd ve Tabakâtü Müctehidî eş-Şâfiiyye

Şâfiî müctehidlerinin ilmî tabakalarını ele alır. İçtihat mertebeleri meselesini tarihî ve metodolojik zeminde işler. Mezhep içi ilmî hiyerarşiyi anlamak için önemli bir kaynaktır.

4. el-Mütefeyhikûn

Onun en dikkat çekici eseridir. İlmi olmadan fetva verenleri eleştirir. Fetvanın ehliyet, disiplin ve usûl gerektirdiğini savunur. Günümüz için en güncel metinlerinden biridir.

5. ed-Dîn ve’l-İlm

6. el-Akl ve’l-Gayb

7. el-İ’câzü’l-Kur’ânî el-İlmî ve’l-Gaybî

8. Keşfü’s-Setr an Sünniyyeti’l-Kunût fî Salâti’l-Fecr

9. el-İmtâ’ fî Ahkâmi’r-Radâ’

10. Tahkik Çalışmaları

İmam Gazzâlî’nin el-Menhûl’ünü ve Esnevî’nin et-Temhîd’ini tahkik etmiştir.

Ayrıca Şeyh Muhammed Hasan Hitû, Kuveyt’te hazırlanan ve çağdaş dönemin en kapsamlı fıkıh projelerinden biri kabul edilen Mevsûatü’l-Fıkhiyye (Fıkıh Ansiklopedisi) hazırlık ekibinde yer almış; bu büyük ilmî çalışmaya usûl ve fıkıh sahasındaki birikimiyle katkı sunmuştur.

Vefatından Önceki Mesajı: Bir Emanet Bilinci

Ömrünü ilme, tedrîse ve Ehl-i Sünnet çizgisini muhafazaya adayan Şeyh Muhammed Hasan Hîtû, vefatından kısa süre önce yaptığı bir konuşmada talebelerine ve sevenlerine son derece duygulandırıcı bir hitapta bulunmuştur. Bu konuşma, onun hem Resûlullah’a olan bağlılığını hem de ilmî hizmeti bir emanet olarak gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Şöyle demiştir:

“Bugün burada sizlere, Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] ashabına söylediği sözü söylüyorum. Hz. Peygamber ashâbına şöyle buyurmuştu:

‘Belki bu seneden sonra sizinle bir daha buluşamayacağım.’

Ben de aynı sorumluluk duygusuyla konuşuyorum. Fakat şuna yürekten inanıyorum: Allah Teâlâ bu camiayı, bu hizmetleri zayi etmeyecektir. Benim arkamdan, bu emaneti omuzlayacak; bu hizmetin devamı için canhıraş çalışacak birtakım kardeşlerimin mutlaka var olacaktır.”

Bu sözler, onun şahsî bir vedadan ziyade bir “emanet devri” bilinciyle konuştuğunu göstermektedir. İlmî mirası kendisine ait bir başarı olarak değil, korunması ve taşınması gereken bir vazife olarak görmüştür. Hayatı boyunca savunduğu metodolojiye sadakat, ilimde ehliyet, fetvada sorumluluk ve Ehl-i Sünnet çizgisine bağlılık, bu son hitabında da kristalize olmuş hâlde karşımıza çıkmaktadır. Bu konuşma, aslında onun bütün hayatının özeti gibidir: Kişiler fani, fakat hakka dayalı ilim ve sahih hizmet bakidir.

Payımıza Düşen

Şeyh Muhammed Hasan Hîtû’nun hayatı bize şunu öğretir: İlim bir tercih değil, bir bedel işidir. O, Ezher’e ulaşmak için ailesine rağmen direndi, maddî sıkıntılara katlandı ve ilmin zahmetsiz elde edilemeyeceğini yaşayarak gösterdi. Fıkhın sağlam bir zemine oturması için usûlün vazgeçilmez olduğunu ısrarla vurguladı; metodolojisiz yorumun ilim değil kanaat olduğunu ortaya koydu. Fetvayı bir söz söyleme hakkı değil, ağır bir mesuliyet olarak gördü; ehliyet bilincini daima öne çıkardı. Sistemli düşünceyi ve zihnî disiplini ilmin ayrılmaz parçası saydı; dağınık bilgi yerine tertipli ve ölçülü muhakemeyi savundu. Popülerliğe kapılmadan ölçüyü muhafaza etti; Ehl-i Sünnet çizgisine sadakatle bağlı kalırken çağın meselelerine de ilmî bir ciddiyetle temas etti.

Nihayetinde

24 Şubat 2026 tarihinde, Ramazan akşamının ezanı yükselirken vefat haberini aldığımız Şeyh Muhammed Hasan Hîtû’ya Allah’tan rahmet diliyoruz. Bir ömrü usûle, ilme ve Ehl-i Sünnet çizgisinin ilmî disiplinine vakfeden bu müstesna âlim, ardında yalnızca kitaplar değil; aynı zamanda bir metodoloji, bir ölçü ve bir sorumluluk bilinci bırakmıştır.

Rabbimizden niyazımız; ona rahmetiyle muamele etmesi, ilmini sadaka-i câriye kılması ve bıraktığı ilmî mirası ümmet için bereketli eylemesidir. Bizlere de onun gibi usûle bağlı kalmayı, ilimde ciddiyeti elden bırakmamayı, fetvada ve sözde mesuliyet şuuru taşımayı nasip eylesin. İlmini öğrenen, öğreten ve yaşayanlardan kılsın.