Allah Azze ve Celle, Bir Ümmet için hayır murad ettiyse o ümmeti, rabbânî âlimlerden boş bırakmaz. Kimi zaman bu âlimler, haddi aşan insanları Celâl tecellisi ile tekrar rahmet çemberine çekerken, kimi zaman da dışarıdan gelen saldırılara karşı aşılmaz bir kalkan vazifesi görürler.

Bir kısım âlimler zâhiri hayatı (dış dünya) tanzim ederken (düzeltirken), bir kısım âlimler bâtıni hayatı (iç dünya) tahsin ederler (güzelleştirirler). Bu iki nimetin kendisine İhsan edildiği Bahtiyar âlimlerin sayısı ise azdır. Bu âlimlere "zül cenâheyn (iki kanatlı)" denilir. Hem Şeriat hem de Hakikat ilmine Vakıf mesrûr ve mestûr âlimler.

Bu âlimler, normal hayatlarında pek göz önünde bulunmaz, hizmetlerini ve himmetlerini pek aşikar etmezler. Ama vazife (manevi olarak) verilince tıpkı savaş meydanında en ön safta savaşan Yiğitler gibi teslimiyetli, savaşı yöneten komutanlar gibi temkinli olurlar.

Şükürler olsun ki Rabbimiz, 14 asır boyunca Ümmeti böyle mübârek âlimlerden, âriflerden yoksun bırakmadı. Bu âlimler, Yollarını kaybedenlere mürşid, dara düşmüşlere Müşfik, bâtıllara karşı mücahid oldular. Günahkâra değil, günahlara düşman oldular. Zâlimin zulmünden değil, Mazlumların safında olamamaktan korktular. Allah yolunda, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadılar, hiçbir zorluk ve tehdit karşısında çaresizliğe başvurmadılar. Hakkı ikâme etmek için, Hak olan ne varsa yerine getirmekten geri durmadılar. "Lâ Ğâlibe İllallah (Allah'tan başka Gâlip yoktur)" hükmünü gönüllerine kazıdılar. İman cesaretini fiillerine yansıttılar. İlâhi kitabın esrârını sözleriyle anlattılar.

İlmin izzetini, cehaletin zilletine mağlup ettirmediler. Bâtılı, Hak meydanında rahatça gezdirmediler. İslam'ın izzetini, kâfirlerin amansız güçleri karşısında ezdirmediler. İşte Onlar böyle oldukları için, Allah Azze ve Celle onları yükseltti, onları hidâyetin öncüleri kıldı, onları en Sevgili Habibine mirasçı kıldı (Peygamberler aleyhimmussalatu vesselam), ne mal ne mülk miras bırakırlar) Onlar da bu mirası; hakkıyla sahiplenip, hakkını verip kendilerinden sonraki hak sahiplerine öğretip, emaneti yerine ulaştırdılar ve bedenlerine emanet edilen ruhu Sahibine teslim ettiler.

Peki kimdir bu Rabbânî Âlimler?

İlim cevherini ruhlarına nakşetmiş, amellerini ilimleriyle inşa etmiş, Hakkın rızası için toplumun (kimi zaman kırılmış, kimi zaman saptırılmış, kimi zaman ise yıkılmış) kalplerini imar etmiş, muhabbetullahın kalplerde ihya olmasına vesile olmuş Bahtiyar kullardır. Onları sıradan âlimlerden ayıran fark; yüklendikleri emanetin ağırlığını zerrelerine kadar hissetmeleri, son nefeslerine kadar hakkın rızası için halka hizmet etmeleridir. Onlar, toplumu hem ilmiyle hem ameliyle hem hareketleri hem de sekenâtlarıyla sessizce ama derinden terbiye etmişlerdir. Onların gönüllere ektiği tohumlar, sonraki nesillere kadar istifadenin ve ilâhi muhabbetin ulaşmasına vesile olmuştur. Şükürler olsun ki Rabbimiz, fitnenin ve musibetlerin olduğu bu merhametsiz çağda bile bu mübârek insanları ümmet-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e nasip etmiş.

Ne mutlu onları bulma arayışında olanlara, ne mutlu onları bulup gölgesinden dahi ayrılmayanlara. Allahu Teâlâ hepsinden razı olsun makamlarını âlî, mekanlarını Civârı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eylesin. Âmin