İnsanın iç dünyasında gizlenen hakikat, çoğu zaman ancak imtihan ile ortaya çıkar. Bela; kalbin kapısını tıklayan ilâhî bir misafirdir. O gelmeden kimse kendisinin ne olduğunu tam olarak bilemez. Çünkü imanın iddiası, imtihan olmadan tamamlanmaz. Yüce kitabımız Kur’ân’ı Kerim, bize şöyle hatırlatır: “İnsanlar ‘iman ettik’ diyerek hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut, 2.)
İmtihan, gönlün iç cevherini açığa çıkaran bir sır işlemidir. Kimileri sarsıntı gelince kökünden kopar, kimileri ise sarsıntıyla daha da derine kök salar. Birinin sabrı, kararlılığı ve sadakati; ancak fırtına estiğinde görünür hâle gelir. Kişi kendini ne zannederse zannetsin, ancak fırtınanın ortasında hakiki benliği ortaya çıkar.
Dürüstlük, selamet zamanının değil; baskının, sıkışmanın ve tercihin zorlaştığı anların meyvesidir. Cesaret, korku kapıyı çalmadan bilinmez. Fedakârlık, ihtiyaç bir nefes eşiğe uğramadan doğrulanmaz.
İnsan kendini tanıdığını sanır; ama Hak Teâlâ insanı kendisine tanıtmak için musibetleri gönderir. Musibet, karanlığı göstermek için değil; karanlığın içindeki aydınlığı buldurmak içindir. İnsan, imtihan anında ya kendi iç boşluğunu görür ya da içinde saklı duran ilahî ikramı fark eder.
Rıza iddiası da böyledir. Dilde kolay, hâlde zordur. Kalp ancak çile yağmaya başladığında teslimiyetini ispat eder; işte o zaman kulun sevgisi de, inancı da sahici bir renge kavuşur.
Hayat, insandaki gizli nakışı ortaya çıkaran bir tezgâhtır. Geçilen her zorluk, görünmeyen bir sır kapısını aralar. Bela; kiminde sabrı işaret eder, kiminde kibri ortaya çıkarır. Kiminde tevazuyu büyütür, kiminde aslında hiç fark etmediği bir inadı görünür kılar.
Firavun’un kendi karanlığını fark edişi, Hz. Musa ile sınanmasındandır. Sonraları şeytan olarak anılacak Azazil’in kendi kibriyle karşılaşması, Hz. Adem’e secde emriyle olmuştur. Onlar da kendi gerçekliklerinin ne olduğunu ancak imtihanın aynasında görmüşlerdir.
Musibetler böylece, Hak Teâlâ’nın kullar üzerindeki sır kapılarını açan bir anahtardır. Kiminde içte saklı merhameti uyandırır; kiminde yıllarca uyuyan kibri ortaya çıkarır. Kiminde sabır denilen o gizli inciyi ışığa çıkarır; kiminde nefsi yıllardır saklanan karanlığıyla yüzleştirir.
İnsan, kendini zannettiği kişi değildir; kendini sandığı kişi de değildir. İnsan, imtihan anında görünene “ben” der. O ânın aynasında ne belirmişse, hakiki benlik odur.
Bu sebeple Hak dostları, “Musibet, kulun aslını açığa çıkaran bir sır perdesidir” demişlerdir. Musibet, varlığımızdaki gizli yazıyı görünür hâle getiren ilahî bir mürekkeptir.
Böylece anlaşılır: Kim Hz. Musa’nın yolunda, kim Firavun’un; kim melek tabiatlı, kim şeytan nefesli; kim altın, kim bakır; kim hakikate sevdalı, kim iddiasının esiridir.






