Şehrin Kandilleri

İslam'ın Mührü, Fetin Nişanesi ve Ümmetin Duası: Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi

"Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazı, İslam tarihinin en muazzam manevi tablolarından biridir. Hocası Akşemseddin hazretlerinin hutbe irad ettiği, Fatih Sultan Mehmed’in imamete geçtiği ve gazilerin gözyaşları içinde tekbir getirdiği o an, Ayasofya’nın duvarlarına sinmiş olan küfür pasını silip atmış, mekana İslam’ın ruhaniyetini nakşetmiştir."

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi; taşın duaya, kubbenin huşuya ve mekânın İslam’ın nuruyla aydınlanmış bir hakikate dönüştüğü yerdir. O, sadece bir bina, bir yapı ya da bir mimari eser değildir; o, İslam ordularının asırlar süren "Kızıl Elma" ülküsünün somutlaşmış hali, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) müjdesinin taşlara kazınmış nişanesidir. İstanbul’un kalbinde yükselen bu ulu mabet, tevhid inancının göğe yükselen en gür sedasıdır. Yüzyıllar boyu süren bir bekleyişin ardından, hakkın batıla galip gelişinin, hilalin haça üstünlüğünün ve Allah’ın kelamının en yüksek kubbede yankılanışının şahididir.

PEYGAMBER MÜJDESİNE NAİL OLMUŞ KUTLU MABET

Ayasofya’nın İslam tarihindeki yeri, taşlarının konulduğu tarihten çok daha öteye, Asr-ı Saadet’e kadar uzanır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in, “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur” hadis-i şerifi, bu mabedin kaderini daha o günden tayin etmiştir. Sahabe-i Kiram efendilerimizden Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri başta olmak üzere, İslam ordularının surların dibine kadar gelip şehadet şerbeti içmelerindeki en büyük arzu, ezan sesini bu şehrin semalarında ve Ayasofya’nın kubbesinde çınlatabilmekti.

İslam beldelerinin her köşesinde edilen dualar, bir gün bu muazzam yapının alnının secdeye varması içindi. Ve nihayet 1453 yılının o kutlu Mayıs sabahında, Fatih Sultan Mehmed Han, Bizans’ın köhnemişliğine son verip şehre girdiğinde, ilk yöneldiği yer burası olmuştur. O gün Ayasofya, şirkten arınmış, putlardan temizlenmiş ve “Hak geldi, batıl zail oldu” nidasıyla İslam’ın nuruna kavuşmuştur.

KILIÇ HAKKI VE FETHİN SEMBOLÜ

İslam hukukunda ve Türk devlet geleneğinde, fethedilen şehrin en büyük mabedi, fethin ve hakimiyetin sembolü olarak camiye çevrilir. Bu, "Kılıç Hakkı"dır. Ayasofya, İslam’ın kılıcının, adaletinin ve merhametinin mührüdür. Fatih Sultan Mehmed Han, bu yapıyı kendi şahsi mülkü olarak vakfetmiş ve kıyamete kadar cami olarak kalmasını vasiyet etmiştir. Bu mabet, İslam hakimiyetinin tescillendiği tapu senedidir.

Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazı, İslam tarihinin en muazzam manevi tablolarından biridir. Hocası Akşemseddin hazretlerinin hutbe irad ettiği, Fatih Sultan Mehmed’in imamete geçtiği ve gazilerin gözyaşları içinde tekbir getirdiği o an, Ayasofya’nın duvarlarına sinmiş olan küfür pasını silip atmış, mekana İslam’ın ruhaniyetini nakşetmiştir. O günden sonra minarelerinden yükselen "Allah-u Ekber" nidaları, sadece İstanbul’a değil, tüm dünyaya İslam’ın izzetini ve şerefini haykırmıştır.

Bu cami, Osmanlı Cihan Devleti’nin "Ulu Camisi"dir. Padişahların kılıç kuşandığı, sefer öncesi fetih dualarının edildiği, bayramlarda ümmetin omuz omuza verdiği bir iman kalesidir. Ayasofya’nın mihrabı, Müslümanların kıblesine, Kabe-i Muazzama’ya döndüğü an, bina manevi eksenine oturmuştur.

MİMARİNİN İSLAMLAŞMASI VE RUHUN TEKAMÜLÜ

Ayasofya, mimari olarak da İslam’ın estetik anlayışıyla kemale ermiştir. Mimar Sinan’ın dâhiyane dokunuşlarıyla eklenen o heybetli minareler, yapıyı göklere doğru bir dua gibi yükseltir. Minareler, sadece birer yapı elemanı değil, tevhidin parmakları gibi şehadet getiren sembollerdir. İslam mimarları, bu yapıyı öylesine benimsemişlerdir ki, onu yıkılmaktan kurtaran istinat duvarlarını (payandaları) inşa ederek, Ayasofya’yı adeta İslam’ın kolları arasına alıp korumuşlardır.

İç mekânda ise İslam sanatının zirvesi olan hat levhaları, Ayasofya’nın kalbidir. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin kaleminden çıkan o devasa "Allah (c.c)", "Muhammed (s.a.v)", "Ebubekir (r.a)", "Ömer (r.a)", "Osman (r.a)", "Ali (r.a)", "Hasan (r.a)" ve "Hüseyin (r.a)" levhaları, kubbenin altında birer güneş gibi parlar. Bu isimler, mekânın manevi koruyucularıdır. Kubbenin tam merkezine nakşedilen Nur Suresi’nin “Allah, göklerin ve yerin nurudur” ayeti, Ayasofya’nın içine dolan o ilahi ışığın kaynağını işaret eder. Hristiyanlık döneminin kasvetli ve loş havası, İslam’ın gelişiyle yerini ferahlığa, aydınlığa ve huzura bırakmıştır.

Mihrabın zarafeti, minberin ihtişamı ve hünkar mahfilinin estetiği, Müslüman sanatkarın Allah’ın evine gösterdiği hürmetin birer tezahürüdür. Ayasofya’nın duvarları artık ikonalarla değil, Kur’an harfleriyle süslüdür; orada yankılanan ses artık ilahiler değil, hafızların okuduğu aşr-ı şeriflerdir.

FATİH’İN EMANETİ VE BEDDUASI

Ayasofya’nın İslamî kimliği, Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesinde en keskin ifadelerle korunmuştur. Fatih, bu mabedin cami vasfının değiştirilmesini, ibadete kapatılmasını veya başka bir amaçla kullanılmasını, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetini celbedecek büyük bir cürüm olarak nitelendirmiştir. Bu, Ayasofya’nın sadece taş ve tuğladan ibaret olmadığının, onun "dokunulmaz" ve "mukaddes" bir emanet olduğunun en büyük kanıtıdır.

Müslümanlar için Ayasofya’ya sahip çıkmak, sadece tarihi bir eseri korumak değil, Fatih’in vasiyetine sadakat göstermek ve Allah’ın lanetinden sakınmaktır. Bu şuurla, asırlar boyunca bu caminin kandilleri hiç sönmemiş, halıları hiç secdesiz kalmamıştır.

KIYAMETE KADAR SECDEGAH

Bir dönem mahzun kalan, minareleri ezansız, kubbesi Kur’an’sız bırakılan Ayasofya, 2020 yılında yeniden asli hüviyetine kavuşarak "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi" adıyla tekrar ümmetin bağrına dönmüştür. Bu dönüş, sadece bir açılış değil, bir diriliştir. Hakkın yerini bulması, Fatih’in ruhunun şad olması ve Müslümanların izzetinin iadesidir.

Bugün Ayasofya, içinde namaz kılan müminlerin huşusuyla, minarelerinden yayılan ezanlarıyla ve kubbesinin altında çarpan iman dolu yüreklerle yaşamaktadır. O, İslam’ın İstanbul’daki mührüdür ve kıyamete kadar Allah’a secde edilen bir mabet olarak kalacaktır. Her bir taşı, "La ilahe illallah, Muhammedur Resulullah" zikrini terennüm etmekte; giren her Mü'mini manevi bir huzurla kuşatmaktadır. Ayasofya, İslam’ındır, ümmetindir ve ebediyen camidir.