Ankara, modern Türkiye’nin başkenti, siyasetin ve bürokrasinin merkezi olarak bilinir. Ancak bu gri şehrin tam kalbinde, Ulus semtinin tepesinde, yüzyıllardır sönmeyen bir manevi kandil yanmaktadır. Burası, Hacı Bayram Veli Camii’dir. Anadolu’nun "dört manevi direğinden" biri kabul edilen (diğerleri; Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Şaban-ı Veli) Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin kurduğu bu dergah, taş ve tuğladan örülmüş bir binadan öte, insanı "insan-ı kamil" (olgun insan) yapma okuludur.
Caminin en çarpıcı özelliği, tarihin en ilginç tesadüflerinden -ya da tevafuklarından- birine ev sahipliği yapmasıdır: İslam’ın tevhid inancını simgeleyen bu cami, Roma döneminden kalma Augustus Tapınağı ile sırt sırta, duvar duvara durmaktadır. Biri yıkılmış bir imparatorluğun pagan inancını, diğeri yaşayan bir medeniyetin hak dinini temsil ederken; Hacı Bayram Veli Camii, hoşgörünün ve zamanın ruhunun en somut abidesi olarak yükselir.
TARİHİ SÜREÇ VE ANKARA’NIN KADERİ
Hacı Bayram Veli Camii, 1427-1428 (Hicri 831) yıllarında, bizzat Hacı Bayram Veli Hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. O dönemde Ankara, henüz bir başkent değil, Ahi teşkilatının güçlü olduğu önemli bir ticaret ve kültür merkezidir.
Hacı Bayram Veli, sadece bir din alimi değil, aynı zamanda toprağı işleyen bir çiftçi, esnafı örgütleyen bir lider ve insanları "imece" usulüyle bir araya getiren bir gönül eridir. Caminin inşasında da bu imece ruhu hakim olmuştur. Müritleriyle birlikte bizzat taş taşıdığı, harç kardığı rivayet edilir.
Tarih boyunca cami, Ankara’nın geçirdiği değişimlere tanıklık etmiştir. İlk yapıldığında daha mütevazı olan yapı, zamanla artan cemaat ihtiyacını karşılamak için genişletilmiştir. Özellikle 1714 yılında Hacı Bayram Veli’nin torunlarından Mehmet Baba tarafından büyük bir onarımdan geçirilmiş, 18. yüzyılda ise bugünkü mimari karakterini kazanmıştır. Bu nedenle cami, 15. yüzyılın sadeliğini taşımakla birlikte, 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı süsleme sanatının izlerini de barındırır.
MİMARİ YAPI: AHŞABIN VE KALEM İŞİNİN ZERAFETİ
Hacı Bayram Veli Camii, Mimar Sinan’ın klasik dönem camilerinden (Süleymaniye, Selimiye gibi) oldukça farklı bir mimari üsluba sahiptir. Kubbeli ve merkezi planlı klasik camilerin aksine, "uzunlamasına dikdörtgen planlı" ve ahşap tavanlı bir yapıdır. Bu özellik, Selçuklu dönemi ahşap direkli cami geleneğinin Osmanlı’daki bir devamı niteliğindedir.
Dış Görünüm: Caminin alt kısımları taş, üst kısımları ise tuğla duvarlarla örülmüştür. Bu malzeme geçişi, yapıya sıcak ve samimi bir hava katar. Kiremit kaplı çatısı, Anadolu’nun sivil mimarisini (evlerini) andırır; bu da caminin halkla ne kadar iç içe olduğunun bir simgesidir.
İç Mekânın Büyüsü: Caminin asıl ihtişamı, kapısından içeri adım atıldığında ortaya çıkar. İç mekân, adeta bir sanat galerisi gibidir:
-
Ahşap Tavan ve Nakışlar: Caminin tavanı ahşaptır ve üzeri, kök boyalarla yapılmış "kalem işi" nakışlarla bezelidir. Turuncu, sarı, yeşil ve kırmızının en sıcak tonları, geometrik ve bitkisel motiflerle tavana işlenmiştir. Bu nakışlar, cemaatin başını yukarı kaldırdığında cennet bahçelerini hayal etmesi için tasarlanmıştır.
-
Kütahya Çinileri: İç duvarlar, pencerelerin üst hizasına kadar Kütahya çinileriyle kaplıdır. Yeşil ve mavi tonlarının hakim olduğu bu çiniler, mekâna ferahlık verir.
-
Kündekari Minber: Caminin minberi, ceviz ağacından yapılmış bir şaheserdir. "Kündekari" tekniğiyle (çivi ve tutkal kullanılmadan parçaların birbirine geçirilmesi) yapılan minberde, Kur’an-ı Kerim ayetleri ve geometrik desenler iç içe geçmiştir.
Çilehane: Caminin altında, Hacı Bayram Veli hazretlerinin ibadet etmek ve nefsini terbiye etmek için kapandığı, insanlardan uzaklaştığı küçük bir oda, bir "Çilehane" bulunur. Bu mekan, tasavvuf yolculuğunun zorluğunu ve sabrı simgeler.
MANEVİ YÖNÜ: "BAYRAMİYE" VE GÖNÜL İNŞASI
Hacı Bayram Veli Camii’nin duvarları taştan değil, "hu" seslerinden ve dualardan örülmüştür. Burası, Anadolu’da doğup büyüyen ilk yerli tarikat olan "Bayramiye" ekolünün merkezidir.
Hacı Bayram Veli Hazretleri Kimdir?
Asıl adı Numan bin Ahmed olan Hacı Bayram Veli hazretleri, Somuncu Baba hazretlerinin (Hamid-i Veli) talebesidir. Müderrisliği (profesörlüğü) bırakıp tasavvuf yoluna girmiştir. Onun öğretisi, "Bilim ve Tasavvufun Birliği" üzerinedir. "Buğdayı da işleyeceğiz, gönülleri de" diyerek, hem tarımla uğraşmış hem de öğrenci yetiştirmiştir. Talebeleriyle tarlalarda çalışması, hasadı fakirlerle paylaşması, Ankara’da sosyal dayanışmanın temellerini atmıştır.
Augustus Tapınağı ile Komşuluk: Caminin hemen bitişiğindeki Roma Tapınağı (Augustus Tapınağı), Hacı Bayram Veli’nin hoşgörü felsefesinin en büyük kanıtıdır. Cami yapılırken bu tapınağın yıkılmasına izin verilmemiş, aksine korunmuştur. Bugün iki mabedin duvarı ortaktır. Bu görüntü, dünyaya şu mesajı verir: "Hak geldi diye, geçmişi yok etmeyiz. Bizim inancımız, kendinden emin olanın inancıdır; başka bir mabetten korkmaz."
Bugünkü Atmosfer: Ankara halkı için Hacı Bayram Veli, "şehrin manevi babası"dır. Özellikle sabah namazlarında cami ve avlusu, şehrin dört bir yanından gelen insanlarla dolar. Kandil gecelerinde ise iğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık olur. Türbenin önünde edilen dualar, yakılan Yasinler, Ankara’nın manevi zırhıdır. İnsanlar, dertlerine derman, ruhlarına şifa bulmak için yüzyıllardır bu kapıyı aşındırmaktadır.
Hacı Bayram Veli Camii, başkentin beton yığınları arasında açan bir gül bahçesidir. Oraya giren kişi, modern zamanın hızından ve stresinden sıyrılır; 15. yüzyılın dinginliğine, ahşabın sıcaklığına ve duanın huzuruna kavuşur. Ankara’yı sadece siyasetin değil, maneviyatın da başkenti yapan yer, Hacı Bayram Veli’nin işte bu kutlu dergahıdır.






