İstanbul’da Süleymaniye kadar heybetli, Sultanahmet kadar süslü olmasa da, halkın gönlünde hepsinden ayrı bir yere sahip olan bir cami vardır: Eyüp Sultan Camii. Haliç’in kıyısında, asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde yer alan bu mabet, Osmanlı’nın İstanbul’daki ilk camisidir. Ancak onu özel kılan sadece ilk olması değil, bağrında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mihmandarını (ev sahibini) misafir etmesidir.
TARİHİ SÜREÇ: FETİH VE MUCİZEVİ KEŞİF
Eyüp Sultan Camii’nin tarihi, İstanbul’un fethinden çok daha öncesine, İslam ordularının İstanbul’u kuşattığı 670’li yıllara dayanır. Peygamber Efendimiz’in sancaktarı ve onu Medine’ye hicret ettiğinde evinde 7 ay misafir eden Ebu Eyyûb el-Ensarî (Eyüp Sultan) hazretleri, ilerlemiş yaşına rağmen "İstanbul mutlaka fethedilecektir" hadisindeki müjdeye nail olmak için kuşatmaya katılır ve surların önünde hastalanarak şehit olur. Vasiyeti üzerine surlara yakın bir yere defnedilir.
Zamanla kaybolan bu mezarın yeri, 1453 yılında İstanbul’un fethinden hemen sonra, Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddin hazretleri tarafından manevi bir keşif (keramet) ile bulunur. Fatih Sultan Mehmed, mezarın bulunduğu yere derhal bir türbe ve yanına bir cami ile külliye (medrese, hamam, imaret) inşa ettirir. 1458 yılında tamamlanan yapı, İstanbul’un sur dışındaki ilk ve en önemli İslam eseri olur.
Yıkım ve Yeniden İnşa: Fatih döneminde yapılan ilk cami, zamanla depremlerden büyük hasar görmüş ve kullanılamaz hale gelmiştir. Bunun üzerine Sultan III. Selim, 1798 yılında eski camiyi temellerine kadar yıktırarak bugünkü camiyi inşa ettirmiştir. Dolayısıyla günümüzde gördüğümüz cami, Fatih döneminden kalma değil, 1800 yılında ibadete açılan Sultan III. Selim dönemi eseridir. Sadece minareleri daha eski dönemden izler taşır.
MİMARİ YAPI VE BAROK ETKİSİ
Eyüp Sultan Camii, Mimar Sinan’ın klasik Osmanlı mimarisinden farklı özellikler taşır. 18. yüzyılın sonunda yeniden yapıldığı için, o dönemin modası olan "Türk Baroku" ve "Ampir" üslubunun etkileri görülür.
Plan ve Kubbe: Cami, sekizgen bir kasnak üzerine oturan ana kubbe ve onu çevreleyen yarım kubbelerden oluşur. Klasik camilerdeki koyu kurşuni renk ve keskin hatlar yerine, daha yumuşak hatlar, açık renk taşlar ve bol ışıklı pencereler dikkat çeker. İç mekân, süslemeleri ve altın yaldızlarıyla oldukça zarif ve ferah bir görünüme sahiptir.
Türbe Mimarisi: Külliyenin en önemli parçası camiden ziyade Eyüp Sultan Türbesi'dir. Türbe, sekizgen planlıdır ve kubbesi vardır. Dış cephesi ve içi, dönemin en kaliteli Kütahya ve İznik çinileriyle kaplıdır. Türbenin içindeki gümüş şebeke, Sultan I. Ahmed tarafından hediye edilmiştir. Türbenin önündeki asırlık çınar ağacı ve avlusu, mimariyi tamamlayan doğal unsurlardır.
Avlular ve Güvercinler: Eyüp Sultan, iç içe geçmiş avlulardan oluşur. Dış avlu ile iç avlu arasındaki Barok tarzı kapılar, camiye sarayvari bir hava katar. Avlulardaki yüzlerce güvercin, caminin mimari silüetinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu güvercinlere yem atmak, ziyaretçiler için bir gelenek olmuştur.
MANEVİ YÖNÜ VE İSLAMİ GELENEKLER
Kılıç Kuşanma Merasimi (Cülus): Osmanlı tarihinde Eyüp Sultan’ın siyasi ve manevi bir ağırlığı vardır. Padişahlar tahta çıktıktan sonra Topkapı Sarayı’ndan deniz yoluyla Eyüp’e gelir ve burada düzenlenen törenle "Hz. Ömer’in veya Hz. Osman’ın kılıcını" kuşanırlardı. Bu tören, padişahın hem devletin başı hem de halife olarak meşruiyetini buradan, Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin huzurundan aldığını simgelerdi. Fatih’ten Vahdettin’e kadar bu gelenek sürmüştür.
Dua ve Ziyaret Kültürü: İstanbul halkı için Eyüp Sultan, hayatın her aşamasında başvurulan bir kapıdır:
-
Sünnet Çocukları: Sünnet olacak çocuklar, şehzade kıyafetleri giydirilerek önce Eyüp Sultan’a getirilir ve dua edilir.
-
Yeni Evliler: Düğün öncesi veya sonrası çiftler buraya gelerek huzurlu bir yuva için dua ederler.
-
Sabah Namazları: Özellikle Cuma ve Pazar sabahları, cami avlusuna taşan bir kalabalıkla sabah namazı kılınır.
-
Ramazan Ayı: Ramazan’da Eyüp Sultan, İstanbul’un iftar ve sahur merkezidir. Türbe 24 saat ziyarete açık olur.
Mezarlık ve Ölümle İç İçe Yaşam: Caminin hemen arkasında yükselen Pierre Loti tepesine kadar olan yamaç, devasa bir tarihi mezarlıktır. Osmanlı paşaları, şairleri (Necip Fazıl gibi) ve devlet adamları, "Eyüp Sultan’a komşu olmak" arzusuyla buraya defnedilmek istemişlerdir. Bu durum, Eyüp Sultan’da hayatla ölümün, dua ile huzurun iç içe geçtiği eşsiz bir atmosfer oluşturur.
Eyüp Sultan Camii, sadece taş ve tuğladan ibaret bir yapı değildir. O, İstanbul’un manevi muhafızı, Peygamber Efendimiz’in emaneti ve Osmanlı medeniyetinin dua kapısıdır. İnsanlar oraya sadece namaz kılmaya değil, dertlerini dökmeye, huzur bulmaya ve "Mihmandar-ı Resul" ile selamlaşmaya giderler. İstanbul’un gürültüsünden kaçıp o avluya giren herkes, yüzyıllardır değişmeyen o tılsımlı huzuru kalbinde hisseder.






