Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti, ulu çınarların ve evliyaların şehri Bursa... Bu kadim şehrin yamaçlarında, adını o eşsiz turkuaz ve yeşil tonlarındaki çinilerinden alan bir şaheser yükselir: Yeşil Cami. Sadece Bursa’nın değil, tüm Osmanlı mimari tarihinin en nadide mücevherlerinden biri olan bu yapı, taşın mermerle, mermerin çiniyle, çininin ise iman ve estetikle buluştuğu zirve noktasıdır. O, yıkılmış, parçalanmış bir devletin ayağa kalkış fermanı; sanatın ve maneviyatın taşlara nakşedilmiş halidir.
TARİHİ SÜREÇ: FETRET DEVRİNDEN DİRİLİŞE
Yeşil Cami’nin tarihi önemini kavrayabilmek için, inşa edildiği dönemin karanlık atmosferini bilmek gerekir. 1402 Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'in Timur'a esir düşmesiyle Osmanlı Devleti "Fetret Devri" adı verilen, 11 yıl süren bir kaos, iç savaş ve dağılma sürecine girmiştir. Kardeş kavgalarıyla yorulan devleti yeniden toparlayan, birliği sağlayan ve devleti adeta ikinci kez kuran kişi Sultan I. Mehmed (Çelebi Mehmed) olmuştur.
Çelebi Mehmed, devleti uçurumun kenarından kurtardıktan sonra, dosta düşmana Osmanlı’nın yıkılmadığını, aksine eskisinden daha güçlü ve estetik bir şekilde ayağa kalktığını göstermek istemiştir. İşte Yeşil Cami, bu "Yeniden Doğuşun" sembolüdür.
1419 yılında inşasına başlanan cami, 1424 yılında tamamlanmıştır. Caminin mimarı, aynı zamanda devrin önemli devlet adamlarından biri olan Hacı İvaz Paşa'dır. Süslemelerini, çinilerini ve ahşap işçiliğini ise Tebriz'den ve Anadolu'nun dört bir yanından getirilen en usta sanatkarlar (Ali bin İlyas Ali ve Mehmed el-Mecnun gibi) yapmıştır.
MİMARİ YAPI: "TERS T" PLANI VE ÇİNİ MUCİZESİ
Yeşil Cami, mimarlık tarihinde "Bursa Üslubu" veya "Zaviyeli Cami" (Ters T Planlı Cami) olarak bilinen tarzın en mükemmel örneğidir. Klasik dönem Osmanlı camilerinden farklı olarak, tek bir büyük kubbe yerine, birbirine bağlı odalardan ve eyvanlardan oluşur.
Taç Kapı (Mermerin Dantel Gibi İşlenişi): Caminin kuzey cephesindeki ana giriş kapısı (Taç Kapı), Türk mermer oymacılığının zirvesidir. Üç yıl sadece bu kapının işlenmesi için uğraşıldığı rivayet edilir. Mukarnasları, rumi ve palmet motifleri, geometrik desenleri ile taşa değil de sanki yumuşak bir balmumuna şekil verilmiş hissi uyandırır.
İç Mekân ve Çini Sanatı: Yeşil Cami’yi dünyaca ünlü yapan asıl unsur, iç mekânını cennet bahçelerine çeviren eşsiz çinileridir. Camiye adım attığınız anda sizi karşılayan turkuaz, lacivert ve yeşil tonlar, gözünüzü kamaştırır.
-
Mihrap: Caminin mihrabı, 10 metreyi aşan boyuyla Osmanlı mimarisindeki en büyük ve en gösterişli çini mihraplardan biridir. Tamamen kabartma (sır altı ve sır üstü) renkli çinilerle kaplanmış olan mihrap, adeta bir ışık şelalesi gibi durur.
-
Hünkar Mahfili: Padişahın namaz kıldığı bölüm olan Hünkar Mahfili, çini sanatının sınırlarının aşıldığı yerdir. Buradaki çinilerin zarafeti, inceliği ve renklerin uyumu, insanı hayretler içinde bırakır.
Şadırvan ve Akustik: Caminin iç kısmında, tam ortada yer alan şadırvan, suyun dinlendirici sesini mekânın her köşesine taşır. İçerideki havuzdan yükselen su sesi, kubbenin akustiğiyle birleşerek ibadet edenlere tarifsiz bir huzur verir.
MANEVİ YÖNÜ: BİR ZAVİYE VE HUZUR MEKÂNI
Yeşil Cami, inşa edildiği dönemde sadece beş vakit namaz kılınan bir yer değil, aynı zamanda bir "Zaviye", yani dervişlerin, ilim talebelerinin ve yoksul yolcuların konakladığı bir tekke/dergah olarak tasarlanmıştır.
Ters T Planının Manevi Anlamı: Girişteki ana eyvanın sağında ve solunda yer alan yan odalar (tabhaneler), yoksulların, ahi dervişlerinin ve şehre gelen misafirlerin ağırlandığı, onlara sıcak aşın verildiği ve sohbetlerin edildiği mekanlardı. Bu mimari tercih, İslam'ın ve Osmanlı'nın "komşusu açken tok yatan bizden değildir" hadisi şerifini sosyal hayata nasıl entegre ettiğinin fiziksel kanıtıdır. Cami, bedenin dinlendiği, ruhun doyduğu bir külliyedir.
Yeşilin ve Suyun Terapisi: İslam inancında yeşil renk; diriliği, cenneti, peygamber efendimizi (s.a.v) ve manevi huzuru simgeler. Yeşil Cami’nin içindeki yoğun turkuaz ve yeşil çiniler, ortadaki havuzun su sesiyle birleştiğinde, insanın ruhundaki fırtınaları dindirir. Camiye giren bir mümin, dış dünyanın savaşlarından, yorgunluklarından ve dertlerinden sıyrılıp, cennetten bir köşeye adım atmış gibi hisseder. Bu mekân, Fetret Devri'nin travmalarını atlatmaya çalışan bir toplum için adeta bir "psikolojik ve manevi şifa merkezi" olmuştur.
Çelebi Mehmed'in Duası: Caminin hemen arkasındaki tepede yer alan, camiyle aynı üslupta yapılmış olan Yeşil Türbe'de istirahat eden Çelebi I. Mehmed, yaptırdığı bu eserle asırlar sonrasına seslenmektedir. Devletini uçurumun kenarından alan bu genç ve yorgun padişah, milletine öyle bir mabet bırakmıştır ki; her bir çinisi "Umutsuzluğa kapılmayın, Allah'ın izniyle her zorluktan sonra bir ferahlık vardır" (İnşirah Suresi) ayetinin tefsiri gibidir.
Bursa Yeşil Cami; taşın, toprağın ve ateşin bir araya gelerek aşka dönüştüğü yerdir. Bir tarafta parçalanmışlıktan kurtulup cihan imparatorluğuna yürüyen bir devletin siyasi iradesi, diğer tarafta Allah'a olan derin bir teslimiyetin sanatsal ifadesi vardır. Göz kamaştıran mihrabının karşısında durup ortadaki şadırvanın sesini dinleyen herkes, yüzyıllar öncesinden gelen o diriliş ve huzur nidasını kalbinin en derinliklerinde hisseder.






