Zaman, sanki hakikatin ayak altına alındığı bir çağın kapılarını açtı bize. Artık doğru, deliliyle değil; gücü olanın sesiyle ölçülüyor. Bir iddianın haklılığı, sahibinin derinliğiyle değil; arkasındaki kalabalıkla, gürültüyle, algoritmayla, iftirayla tartılıyor. Hakikatin sesi ise, rüzgârın savurduğu ince bir buğday tanesi gibi kayboluyor kalabalıkların içinde.
Sosyal medyanın ışıklarla süslenmiş fakat ruhsuz mecralarında, nitelikli insanlar, fayda üretmeye çalışanlar; bir gecede linç ateşine atılabiliyor. Onları tanımayan, bilmeyen, yüzünü görmemiş insanlar; binlerce kez çoğaltılan bir iftiranın ardından “hain”, “yalancı”, “tehlikeli” diye damgalayabiliyor. Oysa gerçekte ne olmuş, nasıl olmuş, hak mı, batıl mı kimsenin umurunda değil.
Biri çıkar, hiç bilmediği bir mesele hakkında hüküm verir. Diğeri çıkar, yılların emeğini birkaç saniyede yok sayar. Sonra bir bakarsınız, Rasulullah'ın “rüveybida” dediği o “değersiz kimseler” toplumun ileri geleni olmuş, “fikir üreten” kişiler hâline gelmiş. Söz, ehlinin elinden alınmış; hakikat, cahilin elinde oyuncak olmuş.
Hz. Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anhu) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanların üzerine aldatıcı yıllar gelecek; o zamanlarda yalancı doğru kabul edilecek, doğru söyleyen yalanlanacak; hain güvenilir kimse sayılacak, güvenilir olan hain ilan edilecek; ve o dönemlerde ‘rüveybida’ konuşacaktır.” Kendisine, “Rüveybida nedir?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Halkın işlerinde söz sahibi olan değersiz kimse.” (Tirmizî, Fiten, 36)
Şimdi içinde bulunduğumuz hali hadis-i şerifin ışığında değerlendirelim;
“İnsanların üzerine aldatıcı yıllar gelecek.”
Aldatıcı yıllar, insanın gözünü yanıltan, kalbini tereddüde düşüren yıllardır. Gerçeğin şekil değiştirip yüzünü gizlediği, hak ile batılın birbirine karıştığı, insanın neye inanacağını şaşırdığı zamanlardır bunlar. Günümüz dünyası da böyle değil mi? Faydasız işler büyütülüyor, yalanlar kutsanıyor, hakikat küçültülüyor; gösteriş esas alınırken öz yok ediliyor. Adına “modern çağ” dediğimiz bu büyük kalabalık, insanı yanıltan renklerle parlıyor, fakat gerçeği perdeliyor.
“Yalancı doğru kabul edilecek.”
Bugün yalanın sesi, gerçeğin sesinden daha gür çıkıyor. Çünkü yalan, hakikatin aksine süslenmiş geliyor insana; kolay tüketilen, hızlı yayılan, kalabalık tarafından hızla sahiplenilen bir cazibesi var. Bir cümlelik asılsız bir iddia, doğruluğu ispatlanmamış bir söz, bir videonun kırpılmış hâli yüzbinlere ulaşırken; gerçek, ağır ağır yürüyen bir yolcu gibi arkadan geliyor ancak kimseye ulaşamıyor.
“Doğru söyleyen yalanlanacak.”
Doğru söyleyenin yalanlanacağı dönem, insanların hakikatten çok hoşlarına gideni tercih ettikleri bir zamandır. Gerçek söz rahatsız ettiği için reddedilir. Yalan kolayca kabul görürken, hakikati söyleyen yalnızlaşır ve çoğu kez susturulmak istenir. Böylece doğruluk külfet, yalan ise korunma aracı hâline gelir.
“Hain güvenilir sayılacak.”
İhanetin maharete dönüştüğü bir çağdayız. Menfaatine göre şekil değiştiren, doğruyu kendi çıkarına göre eğip büken kimseler; güvenilirlik kıyafetiyle insanların önüne çıkıyor. Oysa onların güveni, hakikate değil, koşullara bağlıdır. İhanet, başarı gibi pazarlanıyor; gizli hesaplar “strateji” diye alkışlanıyor.
“Güvenilir olan hain ilan edilecek.”
Bu çağda sadakat gizli, kötülük açıktadır. Emanete riayet eden, doğruyu söylemekten çekinmeyen, ölçülü, tutarlı insanlar “şüpheli” bulunabiliyor. Çünkü doğruluk, kayıtsız şartsız bir duruş ister; bu duruş ise kalabalıkların hoşuna gitmez. Sosyal medya meydanlarında, muteber şahsiyetler kolayca “hain”, “tehlikeli”, “zararlı” ithamlarına maruz kalabiliyor. Bir iftira, bir çarpıtma, bir manipülasyon… ve güvenilir insanlar bir anda zan altında bırakılıyor. Hükmü hakikat değil, algı belirliyor.
“O dönemde rüveybida konuşacaktır.”
Rüveybida: Halkın işlerinde söz sahibi olan değersiz adam… Yani sesinin değeri şahsından değil, hasbelkader eline geçen belki de bin bir hile ve yalanla sahip olduğu makamdan gelen kimse. Bu çağda rüveybida sadece konuşmakla kalmıyor; gündemi belirliyor, toplumu yönlendiriyor.
Hadisin her cümlesi çağımızın bir penceresi gibi… Yalanın parladığı, doğrunun gölgelendiği, nitelikli insanların küçültüldüğü, sıradanlığın makam sahibi edildiği yıllar… Fakat bütün bunlara rağmen hakikat, sabırla bekler. Çünkü aldatıcı dönemler geçicidir, gürültülerin hükmü ise kısa ömürlüdür. Geçici olan gürültü bir gün söner; hakikat ise bir güneş gibi doğar.






