İslâm ilim geleneğinde bazı aileler vardır ki, yalnızca bir şahsiyetle değil; asırlara yayılan bir ilim, edep ve hizmet zinciriyle tanınırlar. Seyyid Muhammed b. Alevî el-Hasenî el-Mâlikî el-Mekkî de böyle bir geleneğin son halkalarından biridir. 1367/1948 yılında Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelen Seyyid Muhammed el-Mâlikî, baba tarafından Hz. Hasan’a, anne tarafından Hz. Hüseyin’e [radıyallahu anhümâ] ulaşan mübarek bir nesebe mensuptur. Annesinin soyu, Abdülkadir Geylânî hazretleriyle birleşmekte; aile silsilesi, Fas’ta kurulan İdrîsiyye Devleti’ne ve İdrîsî şeriflerine dayanmaktadır.
Dedelerinden Mevlânâ İdrîs’in Mağrib’e hicretiyle başlayan bu köklü silsile, yüzyıllar boyunca Fas ve Mekke havzasında ilim, irşad ve hizmetle temayüz etmiş; her asırda âlimler, ârifler ve velîler yetiştirmiştir. Bu miras, Seyyid Muhammed el-Mâlikî’nin şahsiyetinde hem ilmî hem tasavvufî bir bütünlük hâlinde tezahür etmiştir.
İlimle Yoğrulan Bir Çocukluk ve Tahsil Süreci
Seyyid Muhammed el-Mâlikî’nin yetiştiği ortam, ilmin günlük hayatın tabiî bir parçası olduğu bir çevredir. Babası Seyyid Alevî b. Abbas el-Mâlikî, Mekke’nin en önde gelen âlimlerinden biri olup uzun yıllar Mescid-i Harâm’da ders vermiş; dedesi Seyyid Abbas el-Mâlikî ise Mekke kadılığı yapmış büyük bir âlim ve velî olarak tanınmıştır. Bu atmosfer, onun daha çocuk yaşta ilimle hemhâl olmasını sağlamıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyen Seyyid Muhammed el-Mâlikî, ilk eğitimini babasının nezaretinde almış; Arap dili ve edebiyatı, fıkıh, tefsir ve hadis alanlarında klasik metinleri okumuştur. Kütüb-i Sitte başta olmak üzere temel hadis kaynaklarını erken yaşta tahsil etmesi, ileride hadis ilminde temayüz etmesinin zeminini oluşturmuştur. Medresetü’l-Felâh ve Medresetü’s-Savletiyye’deki tahsili, onu Mekke’deki ilmî çevrelerle daha da irtibatlandırmıştır.
Mescid-i Harâm’da Abdullah b. Saîd el-Lahcî, Hasan b. Muhammed el-Meşşât, Muhammed Yâsîn el-Fâdânî ve Muhammed Nûr Seyf el-Mekkî gibi âlimlerin ders halkalarına devam etmiş; bu meclisler vasıtasıyla İslâm dünyasının farklı bölgelerinden gelen ilim ehliyle tanışma imkânı bulmuştur. Daha sonra Ezher Üniversitesi’ne giderek âlimiyye diploması almış, Usûlüddîn Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamlamıştır. Henüz genç yaşta ilmî olgunluğa erişmesi, hocalarının da dikkatini çekmiştir.
İlim Yolculuğu ve Hoca Silsilesi
Seyyid Muhammed el-Mâlikî, ilmi belli bir coğrafyayla sınırlı görmemiştir. Suriye, Mısır, Fas, Hindistan, Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerdeki âlimlerden istifade etmiş; yaklaşık iki yüz hocadan hadis dinlediği kaydedilmiştir. Ebü’l-Fazl İbnü’s-Sıddîk el-Gumârî, Abdülhalîm Mahmûd, Muhammed Zekeriyyâ Kandehlevî, Muhammed Tâhir İbn Âşûr ve Abdülfettâh Ebû Gudde gibi isimler, onun ilmî silsilesindeki önemli halkalardır.
Humus’ta Şeyhülkurrâ Abdülazîz Uyûnü’s-Sûd’dan kırâat-i seb‘ayı okumuş; hadis ilminde ise özellikle müselsel hadisler alanında otorite kabul edilmiştir. Kütüb-i Tis‘a’yı kıraat ve ezber yoluyla senedli şekilde toplaması, onun hadis ilmindeki derinliğini göstermektedir.
Müderris, Hoca ve Rehber Olarak Seyyid Muhammed el-Mâlikî
1970–1979 yılları arasında Mekke’de Melik Abdülazîz Üniversitesi (sonraki adıyla Ümmülkurâ Üniversitesi) Şeriat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapan Seyyid Muhammed el-Mâlikî, babasının vefatından sonra Mescid-i Harâm’daki ders halkasının başına geçmiş ve vefatına kadar bu görevi sürdürmüştür. Aynı zamanda Malezya’da Dârülîmân Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuş; Ezher Üniversitesi tarafından fahrî profesörlük pâyesine layık görülmüştür.
Talebe yetiştirme anlayışı, salt bilgi aktarmanın ötesindedir. Kendi ifadesiyle, ilim talebesi hocasının izni ve yönlendirmesi olmadan ders halkasına oturmamalı; ilim, edep ve disiplinle birlikte alınmalıdır. Bu yaklaşım, onun hem âlim hem de mürebbi kimliğini ortaya koymaktadır.
İtidal, Muhabbet ve Kavramların Tashihi
Seyyid Muhammed el-Mâlikî, özellikle modern dönemde tartışma konusu hâline gelen mevlid, tevessül, ziyaret ve bid‘at gibi meselelerde itidal merkezli bir duruş sergilemiştir. Aşırılık ve tekfire karşı açık bir tavır almış; ihtilafların ilmî zeminde ve edep dairesinde ele alınması gerektiğini savunmuştur.
Bu yaklaşımını en açık biçimde ortaya koyduğu eserlerinden biri Mefâhîm yecibü en tüsahhah adlı çalışmasıdır. Bu eserinde tekfir anlayışını, Peygamber tasavvurunu, bid‘at kavramını ve tasavvuf–şeriat ilişkisini ele almış; kavramların tarihî ve ilmî bağlamlarından koparılarak kullanılmasına itiraz etmiştir. Yine el-Medhu’n-nebevî beyne’l-ğulüv ve’l-insâf adlı eseri, Peygamber sevgisinde ölçü ve dengeyi esas alan yaklaşımının bir örneğidir.
Eserleri
Seyyid Muhammed Alevî el-Mâlikî, İslam ilimlerinin hemen her alanında eser vermiş, özellikle Ehl-i Sünnet çizgisini koruma ve yanlış anlaşılan kavramları düzeltme amacıyla telif hayatını sürdürmüş velud bir yazardır. Eserleri dünya genelinde birçok dile (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Urduca vb.) çevrilmiş ve geniş bir coğrafyada yankı bulmuştur.
1. Siyer
Müellifin en dikkat çeken yönü, Hz. Peygamber’e duyulan sevgi ve onun makamı üzerine yoğunlaşmasıdır.
Mefâhîm yecibü en tüsahhah: Yazarın en meşhur eseri kabul edilir. Bu kitapta; tekfir, şefaat, tevessül, bid‘at ve tasavvuf gibi tartışmalı konularda itidalli bir yaklaşım sergileyerek İslam dünyasındaki kavram kargaşasını gidermeye çalışmıştır.
el-İʿlâm: Mevlid-i Nebevî kutlamalarının meşruiyeti, tarihi ve bu konudaki eleştirilere verdiği cevaplar.
2. Hadis, Fıkıh ve Usul Çalışmaları
Mâlikî, sadece bir siyer yazarı değil, aynı zamanda güçlü bir muhaddis ve fakihtir. Hadis usulüne dair temel kaideleri içeren el-Menhelü’l-latîf ve İmam Mâlik’in el-Muvatta adlı eseri üzerine yaptığı çalışmalar, onun hadis ilmindeki yetkinliğini gösterir.
İslam hukukunun tarihçesi, gelişimi ve tecdid meselelerini ele alan Şerîʿatü’llâhi’l-hâlide gibi eserleriyle fıkhın dinamik yapısını savunmuştur.
3. Neşir Faaliyetleri
Kur’an ilimleri (Zübdetü’l-İtkan), dua ve evrad kitapları (Şevâriku’l-envâr) ve müsteşriklere (oryantalistlere) karşı yazdığı reddiyelerle çok yönlü bir portre çizer. Ayrıca, babası ve diğer büyük âlimlerin yazma eserlerini gün yüzüne çıkararak (tahkik ve neşir) İslam mirasına sahip çıkmıştır.
Payımıza Düşen
Seyyid Muhammed el-Mâlikî’nin hayatı, günümüz Müslümanları için önemli mesajlar taşımaktadır. İlimle tasavvufu, mezhep bağlılığıyla ümmet bilincini, muhabbetle itidali bir arada yaşatabilmiş bir âlim olarak; ihtilafların çatışmaya değil, anlayışa vesile olması gerektiğini göstermiştir. Onun şu sözü, bu mirası özetler mahiyettedir:
“Bizim yolumuz; ilim, amel, tebliğ ve zikir yoludur.”
Seyyid Muhammed b. Alevî el-Mâlikî el-Mekkî, yalnızca eserleriyle değil; ilme yaklaşımı, insanlarla kurduğu ilişki ve ihtilaf karşısındaki duruşuyla da çağımıza hitap eden bir âlimdir. Onun hayatı, bugünün Müslümanına rehberlik edebilecek pek çok ilke barındırmaktadır. Bu ilkelerden bazıları şunlardır:
1. İlimde Köklülük ve Süreklilik Şuuru
İlim, onun nazarında anı kurtaran bir faaliyet değil, nesilden nesile aktarılan bir emanettir. Ailesinden devraldığı ilmî mirası sadece muhafaza etmekle yetinmemiş, onu çağın meseleleriyle buluşturarak canlı tutmuştur.
2. İlim ile Edep Arasındaki Ayrılmaz Bağ
Seyyid Muhammed el-Mâlikî, ilmin edepsiz elde edildiğinde fitneye dönüşebileceğini sıkça vurgulamıştır. Hocalarına karşı derin hürmeti, talebelerine karşı şefkati ve muhaliflerine karşı nezaketi bunun açık göstergesidir. Günümüz için bu, “haklı olmayı” değil, hakikati edep içinde temsil etmeyi öncelemek demektir.
3. İhtilaf Ahlâkı ve Ümmet Bilinci
Tartışmalı meselelerde sertlikten uzak durmuş, tekfir ve dışlamaya karşı açık bir tavır sergilemiştir. Ehl-i sünnet dairesi içinde kalan farklı yaklaşımları bir zenginlik olarak görmüştür. Bu tutum, günümüzde yaygın olan kutuplaştırıcı din diline karşı güçlü bir alternatif sunmaktadır.
4. Tasavvuf–Şeriat Bütünlüğü
Tasavvufu, şeriattan kopuk bir maneviyat olarak değil; ahlâkı ve ihsan bilincini derinleştiren bir yol olarak görmüştür. Sahih tasavvufun, Kur’an ve sünnetle çatışmayacağını bilfiil göstermiştir.
5. İlimle Hizmet Etme Sorumluluğu
İlmi, şahsî bir saygınlık aracı olarak değil; ümmete hizmet vasıtası olarak görmüştür. Ders halkaları, telif faaliyetleri ve ilmî müdafaaları hep bu sorumluluk bilinciyle şekillenmiştir.
7. Sabır, Metanet ve Vakur Duruş
Hayatının son dönemlerinde maruz kaldığı itham ve baskılar karşısında sükûnetini ve vakarını muhafaza etmiştir. Mücadeleyi gürültüyle değil, ilim ve ahlâkla vermiştir. Bu tutum, haklıyken bile ölçüyü kaybetmemenin mümkün olduğunu gösterir.
Vefatı
15 Ramazan 1425 / 29 Ekim 2004 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de Hakk’ın rahmetine kavuşan Seyyid Muhammed el-Mâlikî, Cennetü’l-Muallâ’da babasının yanına defnedilmiştir.