Elekte tutunamayan toz taneleri gibi savruluyor,
Ne için elendiğini anlamayan kör kütük düşünceler.
Parkta yalnız oynayan çocuğun elindeki tahta gibi,
Şuursuzca resmediliyor meçhul geleceğime hayaller.
Kendi içimdeki virâne şehirlerin donuk havası,
Güneşe küsmüş susuz orkideler gibi mahzun.
Öfkemde saklı yıldırımın düştüğü o meydan,
Masum duygularımın asıldığı an gibi suskun.
Meydanımda savruluyor aşka yazdığım âsiyane dizeler,
Yağmur, geçmişten kalan lekelerimi umutsuzca çiteler.
Ufukta esen her rüzgârlarda yârdan haber beklerken,
Virâne olan şehrim, yâr ile düğün hayalimi bile gölgeler.
Peşimdeki casus, benliğimi taşıyan gölgeymiş,
Sözümdeki aynalar, gölgemi cihana göstermiş.
Kalbi, her şeyi emanet ettiğim dost sanarken,
Kalp, tacını kendi elleriyle düşmana devretmiş.
Dost ihanetinden korkup, Hak inayetine sığındığımı sandım,
Rahmet sağanağı bolca yağarken, günahlar içinde sıkıştım.
Kuyuya uzatılan tövbe ipini gençliğin hülyası ile keserken,
İçimden yükselen amansız feryatlara, bir firavun gibi sağırdım.
Suç bulmanın karanlığıyla boğuşurken, itirafın aydınlığına kavuştum,
Kuyuda çaresizliğin bahanesini değil, pişmanlığın fırsatını buldum.
Gerçeklerin uyandığını gören nefsim, korkuyla telaş edip dururken,
Günah ve dürtülerinin zulmünden, Hakkın rahmetiyle kurtuldum.
Hikmetin mayasını elekte kalan unlara bezedim,
Geçmişten seslenen masumluğuma söz verdim.
Fazla düşüncelerimden sıyrılıp ayağa kalkınca,
Varlığın sırrına, yokluğun örtülü lütfunda erdim.






