Uzak gecelerin hüznü, her sabah güne çöker. Gecenin ruhunu içer şafakla güneş; hüzün karışır mayasına. Gün, artık hüznü saklayan bir neşedir.
Hayatın derin gecesinden, ötelerin sonsuz aydınlığına uyanış olan ölümün fani timsalidir güneş. Günün ilk ışığı, ilk şarkısıdır… Sabahları yeryüzünden koşarcasına kaçan, akşamları yeryüzünden koparcasına düşen...
Her sabah güneşin altın ışığı dokunur tüm gözlere. Kınından çıkan güneş, hayata sessizce sokulur. Her sabah karşımıza çıktığında, bir göğsün engininde kanatlanır yürekler; sığmaz ufuklara. Kalp bilir ışığın sırrını, gönül duyar fısıltısını. Gözler kamaştığında, yürekler serpilir. Darağacındaki umuttur her doğan gün…
Bir bakışıyla karanlık gökyüzünü aydınlığa boğar güneş. Kuşlar her sabah onunla kanat çırpar. Bir dokunuşuyla çiçekleri uykularından uyandırır. Rengârenk yüklerini yüklenir çiçekler; goncalar sakladıkları hayalleri saçar. Çiçeklerin dilini öğrenir şairler. Bilinmez, kaç güneş taçlandırır parıltısıyla bir ömür şairlerin başını… Kabaran yüreklerle beklerler ufuklarda şafağı.
Güneş geldiğinde, ay ve yıldızlar saygıyla çekilir gökyüzünden. Gecenin gölgesi, gündüzün eksildiği yerde saklanır. Ruhu dinlendiren uyku, gündüzleri hırsız gibi gözlerden kaybolur. Düş yumağı, gözlerden siler soluk ayak izlerini. Hızla eskitir hatırası bol gözleri. Gölge yer değiştirir, güneş hareket ettikçe. Tüm gözlere konuşarak, aslında kimseyle konuşmamış olur. Tüm gözler eşit uzaklıktadır ışığına; mağrur yalnızlığını yaşar kendi aleviyle.
Gecenin üfleyişiyle her günün sonunda yorgun düşen güneş, her sabah küllerinden alev alır ufkun ardında. Geceyi dağıtır güneşin şafak rüzgârı. Işıktan süvariler, kır atlarıyla deler geçer geceyi. Mezarların varlığı nasıl dirilere işaretse, gecelerin varlığı da gündüze işarettir.
Ve bazen, insanlığın tüm günahlarını affettirmek istercesine; gözyaşları gibi rahmet yağmurları yağdıran bulutların ardında sabırla bekler güneş.
Geceleri hayallerle yontulurken sevda heykelleri; doymak bilmez gözyaşlarıyla köpürdükçe gözler, nöbeti tutulan sevdaların habercisidir her gecenin ardından ışığıyla. Damarlarımızdaki kanın kızıllığıyla gülümser şafakla. Hayatın alnına, ateşten derin çizikler atar hiç bıkmadan. Toprağın altına sürüklenip giderken insanlar…
Yüreğini kuşanıp gir ışığa. Işığı gören ağaç köklerini derinlere salar, ışığı gören tohum yükünü boşaltır. İnsanın değeri, yüreğinin gölgesiyle ölçülür; ateşin sınamasında.






