Tasavvuf

Hakiki Keramet

"Netice itibarıyla; suyun üzerinde yürümek veya mekânı aşmak gibi zahiri harikalar, bir kalbin dünya hırsından kurtulup Allah’ın zikriyle dirilmesi yanında sönük kalır. Maddiyatın kalpleri istila ettiği bir çağda, bir insanın yönünü dünyadan Mevlâ’ya çevirmesi, şahit olunabilecek en büyük ve en asil keramettir."

İnsan tabiatı gereği ara ara olağanüstünün peşinden koşmaya, gözle görülür harikalarla teselli bulmaya meyyaldir; oysa manevî yolculukta asıl mucize, dış dünyada değil, nefsin ıslahında gizlidir.

Büyük sufi ve müfessir İbn Acîbe [kuddise sırruhû], el-Bahrü’l-Medîd adlı eserinde Yûnus Sûresi’nin 20. âyetini işari bir nazarla yorumlarken, mürşidlerden sürekli keramet bekleyen avamın bu tavrına karşı sarsıcı ifadeler kullanır. Bahsi geçen ayet-i kerimede Cenâb-ı Mevlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ﴾.

“(O müşrikler, resûlümüz için,) ‘Rabbinden ona (Muhammed’e) bir mu’cize verilse ya!’ derler. (Resûlüm!) Onlara de ki: ‘Gaybı bilmek Allah’a mahsustur, (istemiş olduğunuz şeyi) bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte (akıbetinizi) beklemekteyim.’” (Yûnus, 10/20).

İbn Acîbe hazretleri de, bu ayetin işari tefsirinde asrımız insanına rehber olacak şu ifadeleri kullanır:

“İnsanlar hâlâ terbiye edici meşayıh-ı kiramdan kerametler bekleyip duruyorlar. Onlara verilecek cevap, Allah Teâlâ’nın Peygamberi’ne [sallallahu aleyhi vesellem] buyurduğu; ‘Gaybı bilmek Allah’a mahsustur’ sözüdür. Siz asıl, o zatların vesilesiyle gerçekleşen hidayete, irşada ve Allah’ın zikriyle beldelerin ve kulların ihyasına bakın! İşte en büyük keramet budur. Zira insanları alışkanlıklarından ve dünyalarından koparıp çıkarabilmek, başlı başına bir harikulade durumdur. Hele ki dünyanın kalpleri böylesine kuşattığı; âlimin, salihin veya bir yola intisap edenin bile dünya karanlığının denizinde boğulduğu şu zamanda...”

Netice itibarıyla; suyun üzerinde yürümek veya mekânı aşmak gibi zahiri harikalar, bir kalbin dünya hırsından kurtulup Allah’ın zikriyle dirilmesi yanında sönük kalır. Maddiyatın kalpleri istila ettiği bir çağda, bir insanın yönünü dünyadan Mevlâ’ya çevirmesi, şahit olunabilecek en büyük ve en asil keramettir.