Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

İnsan, ömrünü tükenmez bir hazine zannederken, aslında her nefesiyle o hazineden birer parça eksiltmektedir. Hayatın gürültüsü içinde geçen uzun yıllar, hakikat perdesi aralandığında sadece birkaç dakikalık bir rüya gibi hissedilir. Bu illüzyonun adı gaflettir; insanı içinde yüzdüğü denizin sonu yokmuş gibi kandıran o tehlikeli durgunluk...

Büyük müfessir ve mutasavvıf İbn Acîbe Hazretleri, el-Bahru’l-Medîd adlı eserinde, Yunus Sûresi’nin 45-48. âyet-i kerîmelerini tefsir ederken ebedî pişmanlığın eşiğini şöyle tasvir eder:

“Gaflet ehli, diriltildikleri veya öldükleri zaman kaçırdıkları fırsatlar için pişmân olurlar. Bâtıl işler ve gaflet içinde geçirdikleri o koca ömür, gözlerinin önünde kısalıverir; sanki dünyada gündüzün sadece bir saati kadar kalmış gibi hissederler.

Öyleyse ey gâfil! Yan üstü düşmeden (ölüm gelmeden) ve günahlarının rehini olarak tek başına kalmadan önce, bir an evvel tevbe ve uyanışa koş, acele et!”

Yarınlara Ertelemek

İbn Acîbe hazretlerinin bu satırları, sâliki sarsan bir nidadır. Gafletin en büyük tuzağı, pişmanlığı “yarınlara” erteletmesidir. Oysa dünya hayatı, ölüp de hakikatle yüzleşildiğinde sadece bir “gündüz saati” kadar hükmü kalan bir kısa mola yeridir. Vakit dardır ve tehlike büyüktür. İnsan, kendi günahlarının esiri olarak kabre girmeden önce, bu dar zaman diliminde bir uyanış gerçekleştirmek zorundadır. Gafletle geçen seksen yılın, ölüm anında bir saate sığacak kadar değersizleşmesi, üzerinde titrediğimiz dünya meşgalelerinin ne kadar boş olduğunu açıkça göstermektedir.

Nihâyetinde; ömür bir sermayedir ve bu sermaye gaflet pazarında hızla tüketilmektedir. İnsan, mezar taşında yazan tarihlerden ibaret değildir; o, bu kısa “gündüz saatinde” ne kadar uyanık kalabildiğiyle ölçülür. Henüz nefes alıyorken ve günahların ağırlığı bizi geri dönülmez bir yalnızlığa itmemişken; tevbe gemisine binmek tek kurtuluştur.

Unutulmamalıdır ki; ebedî bir uyanışın en büyük engeli, geçici bir uykunun aldatıcı huzurudur.