Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
Yolculuğa çıkan her sâlik, zifiri karanlıkta kendine bir yol işareti edinmelidir. Bu yolda mürşidler, gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayarak yolcuya istikameti gösterirler; kaybolmasını engellerler. Ancak unutulmamalıdır ki her yıldız, ışığını asıl kaynağından alır ve vadesi dolduğunda yerini asıl aydınlığa bırakır.
Son devrin büyük âlimlerinden Muhammed Zâhid el-Kevserî [rahmetullahi aleyh], İrğâmü’l-Merîd adlı eserinde (sf. 16-17), mürşidlerin manevi sınırlarını şu sarsıcı benzetmeyle açıklar:
“Şeyhlerin seni ulaştırabileceği son nokta manevî hıll (Harem dışı) bölgesidir. Ama manevi Harem’deki vesile, asıl itibarıyla Hz. Peygamber’dir [sallallahu aleyhi vesellem]. Bu yüzden, başkasının orada bir kimse için aracı ve vesile olması asla mümkün değildir. Görmez misin ki, yıldızlar sayesinde aydınlanma ve yol bulma sabah oluncaya kadar sürer?! Ama güneş doğduktan sonra, yol bulmada istifade edilecek bir yıldız ışığı görünmez; bilakis, güneş doğduktan sonra sadece Güneş ile aydınlanılır ve yol bulunur, bu yöntemin dışında başka çare de yoktur. Öyleyse, bunu iyi düşün!”
Harem-i Muhammedî
Bu ifadeler, tasavvufta mürşidin rolünü “kapıya kadar götüren bir rehber” olarak tanımlar. Mürşidler kıymetlidir, zira gecenin karanlığında (cehalet ve gaflet zamanında) yolumuzu onların ışığıyla buluruz. Ancak manevi yolculuğun bir durağı olan “Harem” bölgesi, yalnızca “Güneş” olan Fahr-i Âlem Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] tasarrufundadır. Oraya girildiğinde artık diğer aracıların hükmü biter; zira güneş doğduğunda yıldızların hükmü kalmaz. Rehberlerin görevi, müridi kendi zatlarına değil, güneşin doğuşuna hazırlamaktır. Harem’in tek sahibi, reisi ve yegâne vesilesi O’dur; diğer tüm kandiller O’nun nurunu yansıtan birer aynadan ibarettir.
Netice itibarıyla; mürşid bir vesiledir ve bu vesileye tutunmak, yolda kaybolmamak için elzemdir. Fakat yıldızların rehberliğinde yürüyüp güneşe, yani Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] manevi huzuruna vasıl olmak unutulmamalıdır. Yıldızı güneş sananlar, sabahın aydınlığından mahrum kalırlar…






