Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

Manevî yolculuk, zihnî bir bilgi aktarımı değil, kalpten kalbe akan bir feyz yoludur. Bu yolun sâliki için en büyük sermaye, mürşidine duyduğu hürmet ve kalbindeki sarsılmaz muhabbettir. Zira edep ve tâzimle eğilmeyen bir başın, hakîkat pınarından kana kana içmesi mümkün değildir. Teslimiyet, nefsin zincirlerinden kurtulup bir kâmil mürşidin rehberliğinde özgürlüğe kanat çırpmaktır.

İbn Arabî Hazretleri, Mevâkıʿu’n-Nücûm adlı eserinde (sf. 196), bir mürşide olan kalbî bağlılığın ehemmiyetini cümlelerle beyân eder:

“Şeyhinin huzûrunda bulunduğun ve nefsinde ona karşı bir hürmet ve saygı hissettiğin zaman bil ki; onun hakkını gözeterek gösterdiğin bu tâzim (saygı), senin onun elinde kurtuluşa ermenin asıl kaynağıdır. Eğer (kendi nefsinde) ona hürmet etmekten mahrûm kalırsan, ondan başkasını ara; çünkü ona karşı içinde bir saygı ve edep beslemediğin sürece ondan asla yararlanamazsın. O şeyh, insanların en fazîletlisi ve en âlimi olsa bile durum değişmez. Eğer nefsinde ona karşı bir hürmet bulursan, ona hizmet et. Onun huzûrunda, seni dilediği gibi evirip çeviren elleri arasında bir ‘ölü’ gibi ol; onun yanındayken kendi başına bir plan ve tedbir içinde olma.”

Bu muazzam îkaz, mürşid-mürid ilişkisinin temel taşını “tâzim” olarak belirler. Şeyh-i Ekber’in ifadesiyle, bir sâlikin kurtuluşu, mürşidinin ilminde değil, bizzat müridin mürşidine gösterdiği hürmetin içindedir. Bu hürmet yoksa, karşıdaki zat dünyanın en büyük âlimi dahi olsa, gönül kapısı kapalı olduğu için hiçbir feyz içeri giremez.

Metindeki önemli vurgu ise “ölü” (meyyit) misâlidir. Bu, irâdenin yok edilmesi değil, mürşidin terbiyesine duyulan bir güvendir. Gassâlin (ölü yıkayıcının) elindeki bir meyyit nasıl ki teslimiyet içindeyse, sâlik de kendi noksan bakış açısını, şahsî planlarını ve yersiz tedbirlerini bir kenara bırakarak mürşidinin irâdesine râm olmalıdır. Çünkü kendi planında ısrar eden, mürşidinin terbiyesinden mahrum kalır. Kurtuluş; “ben biliyorum” davasından vazgeçip, mürşidin rehberliğini can kulağıyla ve tam bir hürmetle kabullenmektir.

Nihâyetinde; mürşide duyulan muhabbet ve hürmet, sadece bir edep kuralı değil, seyr-ü sülûkun yakıtıdır. Mürşidin huzûrunda kendi “varlık” davasını bir kenara bırakıp “hiç”leşenler, yol alabilirler…