Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
Dervişlik, sadece belli şekillere ve dar kalıplara hapsolmak değil; Hakk’ın adının anıldığı her mecliste o feyze ortak olabilecek bir gönül genişliğine sahip olmaktır. Yol sâliki, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” nidasının yükseldiği her zikir halkasını özünden bilen, usul farklılıklarını bir zenginlik olarak gören kâmil bir ruhtur. Hakiki edep, kendi meşrebine olan bağlılığını bir başkasına karşı üstünlük taslama veya dışlama vesilesi kılmamak, her zikir nefesinde asıl maksadın “O” olduğunu idrak etmektir.
İmâm Şa’rânî [rahmetullahi aleyh], aldanmış ruhları uyardığı Tenbîhü’l-Muğterrîn (sf. 250) adlı eserinde, gerçek dervişliğin ve yumuşak huyluluğun bir nişanesini şöyle tarif eder:
“Dervişlerin yumuşak huyluluğunun bir gereği de şudur: Bir cemaate girdiklerinde; oradakiler ister Acem, ister Mağribî, ister Şinnâvî, Mutâvia veya Rifâî usulüyle zikrediyor olsunlar, onlarla birlikte şer’î sınırlar dâhilinde onların şekline uyarak zikretmelidir. Onlara, tarikata girerken aldıkları ‘nefiy’ (Lâ ilâhe) veya ‘ispat’ (İllallah) zikirlerinde eşlik etmeli, ‘Bu bizim şeyhimizin usulü değildir’ diyerek ayrılık çıkarmamalıdır. Pek çok insan bu hataya düşer de hem ecirden mahrum kalır hem de kaba ve katı tabiatlı olma günahına girer.”
Usul Ayrılığı Değil, Gönül Katılığı:
Bu ikaz, dervişin en büyük imtihanlarından birine, yani “tarikat taassubuna” parmak basmaktadır. Bir sâlik için kendi şeyhinin usulü elbette mukaddestir; ancak bu bağlılık, başka bir hak usulü inkâr etme veya ondan yüz çevirme noktasına varmamalıdır. İmam Şa’rânî Hazretleri, zikrin özündeki “Tevhid” kelimesinin usulden daha büyük olduğunu hatırlatır. “Bu bizim yolumuz değil” diyerek bir zikir meclisinden geri durmak, aslında nefsin “tek doğru benim yolum” diyerek sergilediği gizli bir kibrin tezahürüdür. Bu tavır, insanı sadece sevaptan mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda ruhu katılaştırarak dervişliğin ruhu olan “hilm” (yumuşaklık) sıfatından uzaklaştırır. Oysa dervişlik, kalbi prangalardan kurtarıp Hakk’a açma sanatıdır.
Netice itibarıyla; her mürşid farklı bir üslupla müridini terbiye etse de, varılan durak hep aynıdır. Hakiki derviş, usul farklılıklarını bir ayrılık sebebi değil, ilahi bir zenginlik olarak görmelidir. Unutulmamalıdır ki; zikir halkalarını ayıran nefistir, birleştiren ise ancak gönül yumuşaklığıdır.






