Bismillah, Elhamdulillah, es-Salâtu ve’s-Selâmu ale Rasulillah…
İbadetler, sadece şekilsel davranışlar değil; kalbin yönelişiyle anlam kazanan kulluk hâlleridir. Oruç da bu yönüyle, insanın iradesini ve bilinçli tercihlerini en açık biçimde ortaya koyan ibadetlerden biridir. Bu nedenle niyet, orucun hem sahih hem de anlamlı olmasının temel şartı olarak kabul edilmiştir.
Niyet, kişinin kalben oruç tutmaya yönelmesi ve bu ibadeti Allah rızası için yapmaya karar vermesidir. Ramazan orucunda her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiği hususunda mezhepler büyük ölçüde ittifak hâlindedir. En faziletli olan, akşamdan sonra “yarınki Ramazan orucunu tutmaya” kalben ve dille niyet etmektir. Ancak niyetin mutlaka sözle ifade edilmesi şart değildir; sahur yapmak ya da kalpten oruç tutmaya azmetmek de niyet yerine geçer.
Hanefî mezhebine göre Ramazan orucu, belirli vakte bağlı adak oruçları ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneşin batmasıyla başlar ve öğle vaktinden yaklaşık kırk beş dakika öncesine kadar devam eder. Bu süre içinde niyet edilmesi ve orucu bozan bir fiilin gerçekleşmemesi hâlinde oruç geçerli sayılır. Buna karşılık kaza oruçları, kefaret oruçları ve vakti belirli olmayan adak oruçlarında niyetin imsaktan önce yapılması şarttır; aksi takdirde oruç sahih olmaz.
Şâfiî mezhebinde ise farz oruçların tamamı için imsaktan önce niyet edilmesi zorunludur. Nafile oruçlarda, gün içinde orucu bozan davranışlardan uzak durulmuş olması şartıyla, öğle vaktine kadar niyet edilebileceği kabul edilmiştir.
Mâlikî mezhebinde ise Ramazan ayının başında yapılan tek bir niyet, ay boyunca tutulacak tüm oruçlar için yeterli görülür. Bu nedenle günlük niyeti unutma endişesi taşıyan kimseler, bu konuda Mâlikî mezhebini taklit edebilirler.
Sonuç olarak niyet, orucun sadece başlangıcı değil, ruhudur. Sahurda yapılan basit bir hazırlık dahi, kalpteki bu yönelişle ibadete dönüşür. Oruç, insanın açlıkla değil; bilinçle, kararlılıkla ve niyetle Rabbine yöneldiği bir kulluk yolculuğudur.
Kaynaklar:
İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/377-380;
Râfi῾î, Fethu’l-῾azîz, 3/184;
Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/148-149.






