Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
Oruç, zahiren bir mahrumiyet gibi görünse de batınen kulun ağırlıklarından kurtulup yücelme mevsimidir. Bu ibadet, sâliki sadece nefsin arzularından dizginlemekle kalmaz, aynı zamanda onu daha ulvi bir ahlâkın kapısına taşır. O kapıdan içeri girmek kadar önemli olan ise, o iklimin safiyetini koruyabilmektir.
Manevi rehberlerimizden Seyda Şeyh Yahya el-Abbasî [kuddise sırruhû] hazretleri, haftalık sohbetlerinin birinde orucun bu dönüştürücü gücünü ve amelin korunması gerektiğini şu özgün ifadelerle dile getirir:
“Oruç insanı, insan tabiatından melek tabiatına yükselten bir tâat ve ibâdettir. Evet, oruç insanı melekleştiriyor. Yani insan oruç sayesinde melek ahlâkına yükseliyor. Dolayısıyla insan oruçlu olduğu zaman kötü söz söylemesin, yalan söylemesin, kimsenin gıybetini etmesin; hatta Allah’ın Resûlü [sallallahu aleyhi vesellem] buyurmuş ki:
فَانْ سَابَّهُ اَحَدٌ اَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ اِنِّي صَائِمٌ.
[“Şayet biri kendisine söver veya çatarsa, ‘Ben oruçluyum’ desin.” Buhârî, Savm, 9, nr. 1904); Müslim, Sıyâm, 30, nr. 163] Yani birisi karşına çıkıp ona söverse, ona küfrederse, yine karşılık vermesin. ‘Ben oruçluyum’ desin. Eğer oruçlu olmasaydım ben cevap verebilirdim, fakat oruçluyum. İşte bunun için muhterem kardeşlerim, tâat ve ibâdeti yapmaktan ziyâde, tâat ve ibâdeti muhâfaza etmek lâzım! Muhâfaza etmek lâzım!”
Ameli Koruma İradesi
Seyda’nın bu sözleri, dervişliğin en kritik dengelerinden birini işaret eder: Ameli inşa etmek bir gayret ise, onu korumak bin bir gayrettir. Oruçla elde edilen “melek ahlâkı”, birine karşılık vermemekten, dili gıybetten korumaktan geçer. “Eğer oruçlu olmasaydım cevap verebilirdim” diyebilmek, aslında nefsin gücünü bilip onu sırf Allah için dizginlemektir. İbadeti muhâfaza etmek, elde edilen manevi sermayenin günah rüzgârlarıyla savrulmasına engel olmaktır. Zira muhâfaza edilmeyen bir tâat, sönmeye mahkûm bir kandil gibidir.
Bu sohbetin kalbi, “ibadeti muhafaza etmek” kavramında atmaktadır. Bir binayı inşa etmek (ibadeti yapmak) zordur, ancak o binayı yangınlardan ve depremlerden korumak (muhafaza etmek) sürekli bir teyakkuz halini gerektirir. Oruç bizi melek ahlakına yükseltirken, nefis bizi “sövme, yalan ve gıybet” gibi hayvani huylarla tekrar aşağıya çekmek ister.
Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] tavsiye ettiği “Ben oruçluyum” kalkanı, aslında bir acziyet ifadesi değil, tam aksine manevi bir vakardır. Bu ifade; “Ben şu an meleklerin iklimindeyim, senin seviyene inip bu mukaddes bağı koparmayacağım” demektir. İbadeti yapmak bir anlık bir iradedir; onu gıybetin, öfkenin ve yalanın ateşinden koruyarak menzile ulaştırmak ise gerçek bir manevi kahramanlıktır.
Netice itibarıyla; oruç sadece sofradan uzak durmak değil, kötü huylardan hicret etmektir. Melek tabiatına yükselmek, mideden ziyade dilin ve kalbin orucuyla mümkündür. Unutulmamalıdır ki; içi boşaltılmış, muhafazası yapılmamış bir ibadet, adresi olmayan bir mektup gibidir; yerine ulaşmaz. Asıl hüner, meleklerin ahlakıyla kuşanıp, o nuru günahların karanlığından koruyarak huzur-u ilahiye götürebilmektir.