Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
İnsan tabiatı gereği görünmek, bilinmek ve takdir edilmek ister. Ancak ruhun olgunlaşma süreci, bu doğal isteğin tam aksine, derin bir sessizlik ve gizlilik ikliminde gerçekleşir. Bir tohumun devasa bir çınara dönüşmesi için önce toprağın karanlığına teslim olması gibi, insan ruhu da hakiki kemâle ancak varlık iddiasından vazgeçtiği ölçüde ulaşır.
Manevi yolculuğun en büyük rehberlerinden biri olan Ataullah İskenderî, Hikem-i Atâiyye adlı eşsiz eserinde bu hakikati şu ifadelerle açıklar:
“Varlığını gizlilik arazisine göm, zira gömülmeden biten tohum tamamen olgunlaşmaz.”[1]
Bu hikmetli söz, “ben”lik iddiasını toprağa gömmeyi, meyve vermenin ilk şartı olarak görür. Zira yüzeyde kalan, herkesin gözü önünde sergilenen her şey dış müdahalelere ve rüzgârlara açıktır. Hiçlik her daim kişiye kazandırır; aslında dünya ve ahiret için yapılabilecek en büyük yatırım budur. Çünkü insan, “bir şey” olma iddiasını bıraktığında, o iddianın getirdiği tüm stres, kaygı ve hayal kırıklıklarından da azat olur.
Kişi, varlık ve benlik davasından vazgeçip “hiç”liğini idrak ettiğinde, üzerindeki ağır beklenti yüklerinden de kurtulur. Hiç olan, zihnen ve ruhen çok rahattır; çünkü neyi kaybedeceğinin korkusunu ne de ne olacağının kaygısını taşır. Bu gizlilik arazisi, tam bir huzur ve sükûnet limanıdır.
Netice itibarıyla; olgunlaşmak isteyen sâlik, vitrinlerin aldatıcı ışığından ziyade toprağın derinliklerindeki gizliliği tercih etmelidir. Tohum, toprağın altında “yok olmak” gibi görünse de aslında bu bir doğuşun başlangıcıdır. Unutulmamalıdır ki; görünmek sevdasıyla erkenden boy verenler cılız kalmaya mahkûmdur; asıl büyük meyveler, sessizlik toprağında sabırla demlenen köklerden süzülerek gelir.
[1] Ataullah İskenderî, Hikem-i Atâiyye, çev. Yahya Pakiş, İstanbul 2012, s. 21.